Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: GÜNLERİN GETİRDİKLERİ
Zaybaba ile Borsa Forum > Kategoriler > SERBEST KÜRSÜ
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83
bostancı
QUOTE(3yorumcun4 @ 14/04/2012, 00:20) *
"Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez." (Mâide Sûresi, 5:51)


YOK YOK, BÜTÜN KUR'AN AYETLERİNİ DE YAZ..

FİTNE İNSAN ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR. Kİ YAPMADIĞINIZ FİTNE VE ZALİMLİK BIRAKMIYORSUNUZ...

BU DA SANA KAPAK OLSUN...
bostancı
Abdurrahman Dilipak - Yeni Akit
2012-04-14

--------------------------------------------------------------------------------

Postmodern Kazıklı Voyvoda: Çevik Bir
Meral Akşener’i kazığa oturtacaklardı değil mi? Akşener’in o güne ilişkin söyleyeceği çok söz olmalı. Bu davanın bir ucu Susurluk’a uzanır söyleyeyim. Ağar’a gider işin ucu. Çiller’e gider. Demirel’e uzanır işin ucu.. “Postmodern Kazıklı Voyvoda” Çevik Bir ile kalmaz.. Sahi, ne günlerdi o günler..

Size bir tanıklığımı anlatayım.. Hani 28 Şubat’ta, ünlü bir “Sincan kapalı salon toplantısı” var ya. O toplantının asıl konuşmacısı bendim. Davetiyede benim adım yazıyor.. O gün sesim kısıldığı için Ankara’ya gidemedim, son gün olunca toplantıyı iptal etmek yerine, Kudüs Gecesi gibi bir şeyler yapalım, şiirler, konuşmalar, skeçlerle geceyi yapalım fikri ağır basıyor ve bu iş Nurettin Şirin’e kalıyor. O da İran elçiliği kültür merkezinden filan birtakım afişler, müzik kasetleri alıp geliyor..

Benim yerime Şirin yattı 7,5 yıl..

Bir gün sonra, daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanı olan Erdal Ceylanoğlu aradı. “Kim haber verdi” dedi. “Kimse vermedi” dedim. “O zaman niye gelmedin” dedi, “sesim kısılmıştı” dedim. O zaman NTV’de bir haber tartışma programı sunuyordum ve bir hafta öncesinde “gece horlaması” sebebi ile küçük dilimden SSK Samatya Hastahanesi’nde bir operasyon geçirmiştim.. Ameliyat yeri hızla iyileşti ve o geceden bir gün önce de NTV’deki programa çıkmıştım. NTV’deki programda sanırım yara yeri tahriş oldu ve dilimde şişme meydana geldi ve sesim de tamamen kısıldı ve ben de bu sebeble, hiç sesim çıkmadığı için Sincan’a gidemedim.. Aradım; “isterseniz geleyim ama sesim hiç çıkmıyor” dedim.. Ceylanoğlu, bir gün sonra aradığında “ama şimdi sesiniz çıkıyor” dedi. Evet, abse dağıldı dedim..

Erdal Ceylanoğlu, “Sizinle görüşmek istiyorum” dedi. Ben de “buyurun” dedim. Adam kalktı geldi.. Hani ...üreceklerse, tepeden birinin ...ürmesi daha iyi olur diye düşünüyordum. Polis ...ürecek, ifademi alacak, Jandarmaya teslim edecek, onlar sorgulayacak, sonra Ankara, uzun iş.. En azından kim nereye ...ürdü belli olur diye düşünüyordum. “Kesin içeri alırlar” diye hazırlıklı gittim görüşmeye.. Mekanda emekli bir general ve müteveffa bir işadamı da vardı.. “Nasıl olsa alacaklar” diye düşünüyordum ve lafı eğip bükmemekte kararlıydım.. Zaten kıyafetim nezaret şartlarına uygundu.. O gece birçok şeyi konuştuk. Laiklik, ordu, irtica, cumhuriyet, M. Kemal, kurban derisi..

Telefonlarımı dinlemişler. Arkamda bir devlet ve örgüt olmadığını, beni alıp ...ürdüklerinde çocuklarıma bakacak kimse olmadığını söyledi. “Neye güveniyorsun” dedi. “Hasbunallahu ve niğmel vekil” dedim. Durdu ve “seni soruşturmaya dahil etmeyeceğim” dedi. Etmedi de.

Döndüm eve geldim, gelmesine de.. İçime bir kurt düştü. Planım boşa çıktı. Beni almadılar, ama ya sokakta başıma bir şey gelirse.. Arkası arkasına operasyonlar yapılıyor, her gün yeni bir dava, haftada beş gün, bazan günde beş defa mahkemeye çıkıyorum.. Epey zaman geçti. Kıvrıkoğlu göreve geldi. “Sürecin 1000 yıl süreceğini, irtica ile yeşil sermaye arasındaki bağları keseceklerini” filan söyledi. Ben de oturdum Kıvrıkoğlu’na bir mektup yazdım.. “İrtica ile yeşil sermaye arasındaki bağları ben kuruyorum, Eyyüp Sultan, Beyazıt, Cuma namazı, Sultanahmet’teki eylemlerin tümünde benim çağrım, konuşmalarım var” dedim. O zaman MÜSİAD da danışmandım. “Yeşil sermaye ile irtica arasındaki bağları da ben sağlıyorum. Bunları niçin ve nasıl yaptığımı size anlatmak istiyorum” diye randevu talep ettim. Ama şartlarım da vardı. Sakallıyım, kravat takmam ve hanımlara dokunmam.. Ne zaman, nerede derseniz sizi ziyaret etmek istiyorum. Arzu ederseniz, o zamanki MÜSİAD’ın mali işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Natık Akyol’u da alıp gelebileceğimi söyledim ve Natık’ın da imzasını dilekçeye aldım.

Hani bir şey yapacaklarsa yapsınlar.. Öyle beklemeyeyim.. Ben olayın üzerine gitmekten, yüzleşmekten yanayım.. Allah yardım eder. Korkunun ecele faydası yok..

O zaman Kıvrıkoğlu ile ilgili olarak onu tanıyan biri; “Namaz kıldığını görmedim ama, namaz kılana karışmaz ve kışla içindeki mescidleri de tamir ettirir, baktırır” demişti.. Oradan da belki bir vicdan kırıntısı vardır diye aklımın bir ucunda bir düşünce de yok değil..

Önce cevap vermediler.. 15 gün sonra aradım. “Niye cevap vermiyorsunuz, savcılığa gönderdik diyin, randevu vermiyoruz diyin”, dedim. O günlerde Kıbrıs’ta bir tatbikat sırasında bir “kaza kurşunu” görüntülü muhtemel bir “suikast olayı” yaşanmıştı.. Onu gerekçe göstererek “cevap verilecek” dedi. Bir hafta sonra da beklenen cevap geldi. 1 satır, 2 kelime: Özetle, “Randevu talebiniz uygun bulunmamıştır” deniyordu. Yine başaramamıştım.

Bir hafta sonra Genelkurmay’dan aradılar ve bu defa beni Genelkurmay’a davet ediyorlar, ardından güneydoğuda bir basın gezisine, daha sonra da İstanbul’da Harp Akademileri ve Milli Güvenlik Akademisi’nde 15 gün sürecek bir bilgilendirme toplantısına davet ediyorlardı..

Tamam da, yine köşe doldu.. Arkası yarın.

Selâm ve dua ile..






bostancı
'Aczmendilerin çoğu askerdi'

Tansu Çiller'in ".... Onbaşı" dediği adamdan 28 Şubat itirafları.

Köstebek davasında gizli belgeleri sızdırmakla yargılanan 28 Şubat'ın simge ismi Onbaşı Sarmusak, 15 yıl sonra konuştu. Vatan gazetesine açıklamalarda bulunan, Çiller'in bir konuşmasında ".... Onbaşı" dediği Kadir Sarmusak, "28 Şubat sürecinde en çok mağdur olan benim. İşkence gördüm. 11 günüm kayıp benim, ölebilirdim. Müdahil olacağım" dedi.

"ÇEVİK BİR İŞKENCE YAPTI"

28 Şubat sürecinin en önemli aktörlerinden "Onbaşı Sarmusak" olarak bilinen Mehmet Kadir Sarmusak, 28 Şubat operasyonları için çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye'de olay yaratan 'Köstebek Davası'nda dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkan Vekili Bülent Orakoğlu ve Yardımcısı Hanefi Avcı ile birlikte yargılanan Sarmusak'ın, Deniz Kuvvetlerindeki Batı Çalışma Grubu belgelerini Emniyet İstihbarat Dairesi'ne sızdırdığı öne sürülmüştü. Askeri Mahkeme'de yargılanan ve dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir tarafından işkence gördüğünü söyleyen Sarmusak bu davadan beraat etti. Şimdi ise İstanbul'da kariyerine polis olarak devam ediyor.

"28 ŞUBAT'TA EN ÇOK MAĞDUR OLAN BENİM"

İşte Sarmusak'ın anlattıkları: "Henüz bir dava açılmadı ancak 28 Şubat sürecinde en çok mağdur olan kişi benim. Hakkında sahte belge düzenlenen kişi benim. Ben yargılandığım davada, beni mahkum ettirmek için Çevik Bir'in hakim albay ile birlikte sahte belge düzenlediğini ispatlamış bir kişiyim. Bu soruşturmanın ortaya çıkışı aslında o davayla ilgilidir. Savcılık bizden ne talep edecek ne olacak biz de bekliyoruz. Yani her an çağrı gelebilir bize. Çağrı gelmezse de bir dava açıldığında gidip müdahil olacağım."

"ERGENEKON'UN MERKEZİ"

"Şu anda konuşulanlar gerçeklerin yüzde 10'unu içeriyor. Esas gerçekler ortaya çıktığında bu ciddi sansasyonel etki yapar. Bugün Ergenekon adı altında servis edilen tüm çalışmanın esas kökeni 28 Şubat'tır. Bundan önceki yapılan tüm müdahaleler yapılanlar yanlıştır. Şu anda merkeze gidiyorlar. Eğer 28 Şubat'a dokunamazsanız Ergenekon'u ortaya çıkartamazsınız. Çünkü Ergenekon mantığı 28 Şubat'ta şekillendi."

"HERŞEYİ İKİ ALBAY PLANLADI"

"Yakalama kararı çıkarılan Albay E.Ş. esas operasyonun merkezidir. Yakalanmadı o, yurt dışına çıkmış olabilir. Esas bomba Binbaşı M.A. yakalandığı zaman ortaya çıkacak. Şimdi neden yakalama kararlarında o yok bilmiyorum. Bu işi iki binbaşı planladı: M.A. ile L.E... Zaten L. E. Ergenekon'dan içeride. Albay M.A.'nın ismi de çok temiz değil. O daha önce çok büyük bir kantin soygunu yaptı."

"ACZİMENDİLERİN ÇOĞU ASKERDİ"

"Şu anda Iceberg'in görünen yüzünü açıyorlar. Soruşturma ilerledikçe hepsinin hakkında yakalama kararı çıkartılacağına ben eminim. Eğer konuşursak çok şeyin aydınlığa çıkacağına eminim. Ben bu zamana kadar hiç konuşmadım. 15 yıl geçti! Siz askeri sorgunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? 11 günüm kayıp benim. Nerede olduğum belli değil. Hiçbir kaydım tutulmadı. Beni öldürmeyi de düşündüler. Ama adamlar o kadar emin şekilde pazarlık ettik ki, eğer ben ölseydim bugün saklı kaldı dediğiniz birçok şey piyasada olacaktı. Aczmendilerin durumu neden sorgulanmıyor. O dönem Aczmendilerin yüzde 40'ı asker kökenliydi. Bunlar fotoğraflarla tespit edilmişti. O başörtü eyleminde halkı galeyana getirmek isteyenlerin 20'sinin rütbeli asker olduğu tespit edildi. Hanefi Avcı cezaevine girdiği gün bu askerlerin ismini açklayacağını söylemişti. Ertesi gün serbest kaldı."

"PAŞALAR BORSADAN ÇIKTI"

"Ben sizin bazı belgelere ulaşmanıza yardımcı olabilirim. Borsa hesapları vardı bazı komutanların. Sincan'da tanklar yürümeden önce bu hesaplardan nasıl çıktıklarına, meclisin içindeki insanlardan nasıl bilgi akışı sağladıklarına ulaşmanızı sağlayabilirim. İnşallah sonu aydınlık olur. Ama Türkiye'de ben aydınım diyerek Türkiye'yi karanlığa gömen birçok kişi kendi karanlıklarında boğulacak."

"DEMİREL BENİ İHBAR ETTİ"

"Beni ihbar eden Sayın Demirel'dir. TSK kuvvetleri içinde faaliyet gösterdiğimi ihbar edip, beni yakalatan, onca çileyi çekmeme, 4 ay hapis yatmama, onca işkence görmeme asıl sebep kişi Demirel'dir.


SÖYLEDİKLERİNİN YÜZDE ON'U DOĞRU OLSA YETER....
bostancı
###### Karakaya - Yeni Akit
2012-04-14

--------------------------------------------------------------------------------

Aaa, dünün “tanksever”leri, bugün “tanksavar” olmuş!..
“Geçmiş olsun” telefonları yağmur gibi yağmaya devam ediyor... Bu duyarlılıkları için bütün okurlarıma yürekten teşekkür ediyorum... Sağolun, varolun...
Telefon edenlerden biri de, Bursa'nın Yıldırım ilçesi AK Parti İlçe Başkanı Hüdayi Yazıcı idi... “Geçmiş olsun” dedikten sonra; “Gerçekten de” dedi, “Cenab-ı Allah, hem size hem bize bugünleri gösterdiği için sonsuz şükürler olsun... 28 Şubat'a kaşı dik duran ve çok yoğun bir mücadele veren Akit, bugün ne kadar gurur duysa azdır... Bu mücadelede, sizin ayrı bir yeriniz var, bu hakkınızı herkes teslim etmelidir... Böyle bir günde yazıya başlamanız da, Cenab-ı Allah'ın bir lütfu olsa gerek.”

CUNTACILAR İÇİN KÂBUS!
Hüdayi Yazıcı'nın hassasiyetine teşekkür ediyorum... “Tespit”ine katılmamak da mümkün değil... Çünkü, “cuntacılar”ın kendileri söylüyor zaten, Akit'in; kendileri için “korkulu rüya” ve “kabus” olduğunu...

Genelkurmay P...olojik Harekat Dairesi'nin 28 Şubat sürecinde hazırladığı “Medya Raporu”nda, gazetelerle ilgili olarak deniliyor ki;
“Bütün günlük gazeteler ayrıntılı bir biçimde inceleniyor. Üzerlerinde gerekli çalışmalar yapılıyor. Gerekirse tehdit, gerekirse takdir kampanyaları başlatılıyor. Şu anda Genelkurmay'a en yakın gazete olarak Sabah görülüyor... En çok da Akit ve Milli Gazete tepki görüyor... Yazarlardan Emin Çölaşan ile Fatih Çekirge'nin yeri bir başka... ###### Cemal de yakın görülüyor.”

27 ŞUBAT'TA NEREDEYDİ?
Gördünüz ya;

Adamlar bize acayip “gıcık”larmış... Gıcık olmasınlar da, n'aapsınlar?.. Akit, o günlerde; hemen her gün bir “yamuk”larını deşifre ediyor, hemen her gün bir “rezillik” ve “kepazelik”lerini gözler önüne seriyordu.
Mesela, soruyordu:

“28 Şubat günü 9 saatlik MGK toplantısına katılan Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı, bir gün önce, yani 27 Şubat 1997'de neredeydi?.. 27 Şubat'ta İsrail'de bulunan Karadayı, Yahudilerin ünlü Ağlama Duvarı'nı da ziyaret etti mi?.. 28 Şubat Darbesi'nde İsrail'in bir rolü var mı?”
“Vatansever” generallerimizin gerçekleştirdiği bir “darbe”ye; kalkıp da “İsrail”i bulaştırmak, elbette hiç kimsenin işine gelmiyordu... Onlar da; “12 Eylül cuntacıları” gibi “Bizim oğlanlar” olarak anılmak istemiyorlardı.

Ama Akit, hiç boş durmuyordu.
Sadece “uykularını kaçırmak”la kalmıyor, geceleri de “kabus” görmelerine yol açıyordu...

“Bu ne biçim gazete”ydi ki; ne “tehdit”ten korkuyordu, ne de “dava bombardımanı”ndan!.. Hakkında açılan “Çevik Bir imzalı yüzlerce dava”ya rağmen, bir türlü susmak bilmiyordu.

BELLENDİNİZ PAŞAM!

Hatırlarsınız... 1999 yılında GATA'nın ders yılına başlaması dolaylısıyla konuşan Tuğgeneral Yalçın Işımer; “Bedir Savaşı'nda 500 kişiyle çarpışan 250 bedevi Arap” diyerek Peygamber Efendimiz'e dil uzatmıştı... Işımer, Merhum Akif için de “Düşünce evreni Bedir Savaşı'nın ötesine gidememiş” ifadesini kullanmıştı... Aynı Işımer; “Akif Üniversitesi” kurmak isteyenler için de “Bu adamları belleyeceğiz” demişti.
Peki, Akit ne demişti?..

“Bu adamları belleyeceğiz” diyen Yalçın Işımer'e, hemen ertesi günü “manşet”ten cevap verip, demişti ki;
“Bellendiniz Paşam”

Ve altına ilave etmiştik:
“Artık, bütün Türkiye seni tanıdı.”

Haberimizde, okurlarımızın da görüşüne yer vermiştik... Okurlarımız da diyordu ki;
“Tuğgeneral Yalçın Işımer ve zihniyetini çok iyi belledik!”

O GÜN NERELERDEYDİNİZ?
Şunu demeye çalışıyorum:

Son yıllarda, hele de “28 Şubat'a balans ayarı” yapıldığı günün ertesinde bakıyorum da; hemen herkes “demokrat” ve “özgürlükçü” kesilmiş!..
Öyle aslan kesiliyorlar, öyle atıyorlar ki, mangalda kül, pencerede tül bırakmıyorlar!..

“U....” dedim;
“28 Şubat sürecinde nerelerdeydiniz?.. Bu ülkenin dindar insanlarına ve bu gazeteye karşı topyekün savaş ilan edilip de, üzerimizden buldozer gibi geçtiklerinde siz ne yapıyor, nerelerde, kimleri fişliyor, kimleri hedef gösteriyordunuz?”

Bugün kalkmışlar;
“Demokrasi havarisi” kesilmişler... “Hukuk” diyorlar, “Demokrasi” diyorlar, 28 Şubat için “Tu kaka” diyorlar!..

U...., sen ne biçim adamsın ki, ne kadar “omurgasız”sın ki; dün yaptığın işin arkasında bile duramıyorsun?.. Biraz mert ol be!..
Malûm, Sincan'da “tank”lar yürümüştü... O tankların resmini, o günkü Sabah gazetesi çekmişti de, sen çekememiştin... Peki, ne yaptın o zaman?..

Gittin komutana, yalvardın?..
Söyle, yalvarmadın mı?..

Bırak yalvarmayı, o fotoğrafı çekebilmek için komutanın kıçını öpmeye bile razıydın!.. Bereket ki; işi zaten “propaganda” yapmak olan komutan, “tankları bir defa daha yürüttü” de, sen de kurtuldun .... yalamaktan!..
Ne var ki;

O gün kurtulan sen; herhalde “alışkanlık” yapmış olmalı ki, daha sonraki süreçte sürekli “postal yalamaya” başladın. O postalları öyle yaladın ki, “cila”ya hiç gerek kalmadı...
Şimdi kalkmış;

“Ben o günlerde darbe karşıtı yazılar yazmıştım... Darbelere karşı olduğumu herkes bilir, bunu da her yerde söylerim!” diyorsun!..
Sus be adam!..

“9 koca eskitmiş karı”ların kendilerini “kız oğlan kız” diye pazarlaması gibi, sen de kalkmış “darbe karşıtı” olarak pazarlıyorsun kendini!.. Sanki, seni hiç tanımıyoruz... Hani, bilmesek bu palavraları yutacağız... İyi ama, “askere taktik” veren ve bu ülkede “6 milyon insanın fişlenmesi”ne yol açan sen veya senin gibi “zibidi”ler değil miydi?..
Bırak zırt-pırt etmeyi de,

Otur oturduğun yerde!..

AĞZI TEMİZ(!) GENERALLER

Herhalde söylemeye gerek yok... “28 Şubat darbesi”nin tek mimarı, elbette sadece “asker” değildi... O sürecin mimarları arasında “siyasetçi”ler, “sendikacı”lar, “medyatör”ler, “iş adamları” ve “brifingli yargıçlar” vardı... Tabii; Ali Kalkancı'ları, askerin “pisi pisi” işaretlerine koşan “Sisi”leri, onun patronu Turgut Büyükdağ'ları, Emire Ersoy'ları ve Fadime Şahin'leri unutmak da mümkün değil...
Ne var ki; sürecin “esas oğlan”ları yine de “asker”lerdi.

Mesela; Erol Özkasnak hiç unutulamaz!..
Hatırlarsınız, bir “söz”ü ile tarihe geçmişti...

28 Şubat “andıç”larının, “brifing”lerinin ve “kara liste”lerinin zirvede olduğu dönemde, Sabah gazetesinden Mehmet Altan'a şöyle haber gönderdiği iddia edilmişti:
“Makatına sürgü takar, cepheleri gezdiririm!”

Sadece o mu?..
Aynı Özkasnak; bir “bayan gazeteci”nin, evet Gülay Göktürk'ün de “hizaya getirilmesini” istemişti... Çünkü Gülay Göktürk; Özkasnak'ın gözünde “Vatan haini ve ordu düşmanı”ydı!..

Sadece bunlar da değil... 28 Şubat sürecinde bir süre Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı yapan Bülent Orakoğlu, yazdığı kitapta dehşet bir iddiayı gündeme getiriyordu...
Orakoğlu'na göre, Erol Özkasnak, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener için şöyle demişti:

“O kadına söyle, ayağını denk alsın!.. Emniyet istihbaratına sahip olsun!.. Hareketlerine, konuşmasına dikkat etsin!.. Yoksa iktidarı devraldığımızda; onu, avanaesi ile birlikte İçişleri Bakanlığı önünde yağlı kazığa oturturuz!”
Ağzı “temiz”(!) olan sadece Erol Özkasnak da değildi... Tuğgeneral Osman Özbek de, “sövgü yarışı”nda Özkasnak'tan geri kalmazdı... O da, dönemin Başbakanı Merhum Necmettin Erbakan'a “P...nk” demesiyle meşhurdu.

Söyleyin Allah aşkına;
Tüm bunlar unutulur mu?..

Hani, “balık hafızalı” olsak belki unuturuz ama, üzerimizden “buldozer” gibi geçen süreci ve o sürecin mimarlarını unutmak mümkün mü?..
Erol Özkasnak'ı da unutamayız,

Osman Özbek'i de!..
Albay Oğuz Kalelioğlu'nu da unutamayız, Kurmay Albay Hüsnü Dağ'ı da...

DİYANET'E BALANS
Hele Oğuz Kalelioğlu'nu... Bakın; Oğuz Kalelioğlu ile ilgili haberler, o günlerde gazetelere nasıl yansımıştı:

¥ “Diyanet İşleri'ne albay danışman!.. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, danışmanı emekli Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu'na Hicaz Demiryolu'nu canlandırma görevini verdi... Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'ın asker kökenli danışmanı emekli Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'ın sağ kolu... Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz, danışmanı Kalelioğlu için “Askeri personel iyidir. Disiplinlidir. Arkadaşımızdan yararlanıyoruz” demişti.
¥ “Kıbrıs'a da 28 Şubat Adalet'i... Genelkurmay Başkanlığı'nda P...olojik Harp Uzmanı ve Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'ın danışmanı olarak görev yapan emekli Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu, Kıbrıs Adalet Partisi'ni kurarak siyasete atıldı.”

¥ Emekli subay anlattı... Oğuz Kalelioğlu; 28 Şubat'tan sonra Diyanet'te çalıştım, Hizbullahçılarla mücadele etmek için...
¥ Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 17'ncisi düzenlenen Dini Yayınlar Fuarı'nda bazı yayınevi ve saygın yazarların kitap satışını sansürleyen Kalelioğlu, imamlara Milli Güvenlik dersi verdi. Kalelioğlu, imam ve müftülere laiklikle ilgili mesajların yer aldığı “Atatürk ve Atatürk İlkeleri” kitabını hazırladı. Kalelioğlu'nun söz konusu kitabında laiklik imamlara şöyle anlatılıyor: “Görevi halkı aydınlatmak olan din adamlarının laikliği bütün yönleriyle öğrenmeleri, hem dini hem milli bir görevdir.”

ŞUNLARA BAK. HEM MÜSLÜMANIZ DİYORLAR VE HEM DE LAUKLİĞİ, İSLAMIYETİNİ ÜZERİNDE TUTUYORLAR.
ŞİMDİ NET BİR ŞEKİLDE SORUYORUM. BUNLAR, LAİKLİĞİN KÖLELERİ, VE YOBAZLARI DEĞİLLERSE NEDİRLER.

DEVLETİN KURULDUĞU 1920 YILINDAN 17 YIL SONDA NASIL OLDUĞU HALA BİLİNMEYEN ATEŞ ALMIŞ GİBİ ÇARÇABUK BİR ŞEKİLDE KABUL EDİLEN BU LAİKLİK OLMADAN, ATATÜRK, AZ DA DEĞİL,17 YIL NASIL YÖNETMİŞTİ BU ÜLKEYİ...
O Kİ BUNLAR AYIRIM YAPMAKSIZIN BÜTÜN MÜSLÜMANLARI, POTASİYEL YOBAZ VE GERİCİ OLARAK NİTELENDİRDİKLERİNE GÖRE, ATATÜRK DE BU ÜLKEYİ 17 YIL, YOBAZLIKLA MI YÖNETMİŞTİ?

DİNİ VE MİLLİ VAZFEYMİŞ LAİKLİĞİ BÜTÜN YÖNLERİLE ÖĞRENMEK DERKEN BE ADAM, ATATÜRÜK DEMEK Kİ 17 YIL BU GÖREVİ YERİNE GETİRMEMİŞ. BİR SÖZ SÖYLÜYORSUN BE ANGT BARİ NERELERE KADAR GİDECEĞİNİ DÜŞÜNSENE...

LAİKLİK DEVLET İLE DİN İŞLERİNİ AYIRMAK DİYE YUTTURUYORLAR. ALAKASI YOK. TÜRKİYEDE LAİKLİĞİ TEK BİR AMAÇ İÇİN İSLAMİYETE ZARAR VERMEK İÇİN KULLANDILAR, BUGÜNE KADAR.

DİN DEVLET İŞLERİ AYRI İMİŞ MİŞ. YOK YAV....
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ DEVLET İÇİNDE NE İŞİ VAR O ZAMAN. İMAMALARIN, DİĞER DİN ADAMLARINI DEVLET BÜTÇESİNDEN NEDEN ÖDÜYOR DEVLET O ZAMAN...

DİNİ BAYRAMLAR NEDEN RESMİ TATİL İLAN EDİLİYOR, HEM DE 3 GÜN 4 GÜN.
HANİ DİN İLE DEVLET İŞLERİ BİRBİRİNDEN AYRIMIŞTI..

DİNİ BAYAM TEBRİKLERİ TÜRKİYEDEKİ BÜTÜN DEVLET DAİRELERİNDE,
EN BAŞTA CUMHURBAŞKANLIĞINDAN TUTUN DA BAŞBAKANLIĞA , BAKANLIKLARA, GENEL MÜDÜRLÜKLERE, VALİ VE KAYMAKAMLIKLARA, MÜDÜRLÜKLERE KADAR NEDEN KUTLANIYOR ACABA? DİNİ BAYRAMLARIN DEVLETİN İÇİNDE NE İŞİ VAR OZAMAN, DEVLET İLE DİN İŞLERİ AYRI İSE.

HADE BE O KISA AKILLARINIZLA MI MİLLETE YUTTURACAKSINIZ BUNU?

MERAK ETMESİNLER, BU İSLAM MİLLETİ, BU MÜSLÜMALAR, BÖYLE BİR İŞİN PAŞİNDE ISRARLA KOŞAN BİR ÇOK KÖTÜ NİYETLİ YOBAZ VE DE İLKEL BİR ÇOK LAİKÇİDEN ÇOK ÇOK AKILLIDIRLAR..

VE AYRICA, FANATİK, YOBAZ VE İLKEL OLAN O BELLİ TİPLER, LAİKLİĞİ DE ATATÜRÇÜLÜĞÜ DE:
YAPTIKLARI BÜTÜN KİRLİ İŞLERİNİN ÜZERİNİ ÖRTMEK İCİN KULLANMAKTADIRLAR...
¥ Kalelioğlu, Erzurum'da Dadaşkent Eğitim Merkez Müdürlüğü'nde imamlara verdiği seminerde de; “Kara çarşafın İslam dininde yeri yok. 55 İslam ülkesi arasında Türkiye, 25 milyon Cuma namazını, 40 milyon da bayram namazını kılan, İslamın dolu dolu yaşandığı bir cumhuriyettir” iddiasında bulundu.
Düşünebiliyor musunuz;

Böyle bir albay “Diyanet'e danışman”oluyor ama yine de Türkiye “irtica(!) tehdidi” yaşıyor, iyi mi?..
Söyleyin hele;


Böyle “Kale”ler ve “Kaleli”ler varken, hiç irtica girebilir mi Türkiye'ye?!..
Görüyorsunuz ya;

Türkiye'de “dini dizayn” iddialarının tam aksine, aslında “İslam dini dizayn edilmeye” çalışılıyordu ama ne yazık ki, bunu Akit'ten başka da hiç kimse yazmıyordu.

ARAFAT'TA KAYBOLMUŞTU

Haa, komik bir anekdot:
“Dinde reform” yapmaya ve “Müslümanlara yön vermeye” çalışan bu Oğuz Kalelioğlu var ya; 1999'da hacca gittiğinde Arafat'ta kaybolmuş ve kaldığı otele “otostop”la dönmüştü, iyi mi?..

SAKIN GÖSTERİŞ İÇİN, YAPACAĞI İŞLERİ KAMUFLE ETMİŞ OLMAK İÇİN HACCA GİTMİŞ OLMASIN. ÖYLE YA AMANSIZ BİR MÜSLÜMAN DÜŞMANI OLAN BİR KİŞİNİN HAC DA NE İŞİ VAR?

Oğuz Kalelioğlu'ndan söz ederken, Albay Hüsnü Dağ'a pek fazla yerim kalmadı... Ama, özetle söyleyecek olursak, Kalelioğlu'nun “Diyanet”te yaptığını Hüsnü Dağ da, “medya”da yaptı... Kalelioğlu, M.Nuri Yılmaz'ı nasıl yönlendirdiyse, Hüsnü Dağ da, “kartel medyası”nı öyle yönlendirdi ve hepsini de tepe tepe kullandı... Zaten, görevi de “medya” üzerinden “28 Şubat'ın p...olojik operasyonu”nu yürütmekti!..
Şimdi, her ikisi de gözaltında...

Zaten, hep öyle olur ya;
“Bir”i gitti mi,

Diğerleri peşinden gelir!..

TÜCCAR BİR GENERAL!

Diyeceksiniz ki;
Yukarıdan beri yazıyorsun ama, Çevik Bir'i unuttun galiba!..

Çevik Bir'i unutmak ne mümkün?.. Onu en sona bıraktım... Çünkü Çevik Bir; darbeyi onaylayan ve “Sincan'da yürüyen tanklar” için “Demokrasiye balans ayarı” diyerek, “sürecin her yerinde” olan “Bir” generaldir!.. Aynı zamanda “Tüccar Bir General”dir!.. Ve tabii, “Bir numaralı andıççı”dır!..
Malûm, ..'nın lider kadrosundan Şemdin Sakık'ın ifadesine, sonradan Akit ve Milli Gazete'yi de sokuşturarak, bizi “.. ile işbirliği” yapmakla suçlattırmıştı...

Biz de, bu haberin gazetelerde yer alması üzerine, sürmanşetten cevap vermiştik;
“Şe.refsizler!”

Uzun lafın kısası;
Bu gazete, Yalçın Işımer'e “Bellendiniz Paşam” diyerek!.. Ölen Güven Erkaya'ya “Hakkımızı helal etmiyoruz” diyerek!.. Şemdin Sakık'a olmayan ifade verdirenler için, “Şerefsizler” diyerek, “cuntacı askerlere” karşı “dimdik” durdu, büyük mücadele verdi ve Allah'a şükürler olsun ki, bugünlere zemin hazırladı.

Bunları yazdım ki;
“Tatlısu demokratlığı”ndan “köşe” olmuş “köşe yazarları” ve ekranlardaki “laf ebeleri”ne bakıp da, onları “kahraman” filan sanmayın!.. O günlerde, onların dilleri, korkularından bir yerlerine kaçmıştı!..

Şimdi, ortalık sütliman ya;
Konuşuyorlar işte!..

Oysa biz;
“Tiyatro aktörleri”ni “irticacı” diye kimlerin sokağa saldığını ve onlar üzerinden ilan edilen “Topyekün Savaş”a kimlerin alkış tuttuğunu çok çok iyi biliyoruz...

Sıra, onlara da gelecek!..
###### KARAKAYA, KISA YAZDIN, BİRAZ DAHA UZATSAYDIN YA... YAV ARKADAŞ, SEN KISA YAZMAYI BECEREMEZMİSİN.
YAZ BABA YAZ. NOKTA VİRGÜL ATLAMA EMİ...

VE ŞURAYA BAKIN, O ZAMAN DA GÜVENDİĞİMİZ ASKERLER, İSLAMA SALDIRIYORLAR...

KARADAYI SENİN, 28 ŞUBATTAN ÖNCE NE İŞİN VARDI 27 NİSAN'DA İSRAİLDE, BİZİM CAN DÜŞMANLARIMIZIN YANINDA..

YOKSA ONLARDAN 28 ŞUBAT İÇİN AKIL MI ALDIN.

ŞÜPHELENMEKTE HAKLIYIZ, BU KAÇINCI GENERALDİR İSRAİLE GİDEN. NE İŞLERİNİZ VAR, AZILI BİR İSLAM VE TÜRK DÜŞMANLARININ YANINDA....???????

GÜVENLİĞİMİZİ EMANET ETTİĞİMİZ ASKERİN İÇİNDEKİ BU TİP ASKERLER NASIL MÜSLÜMANA, İSLAMİYETE SALDIRABİLİRLER?

BU YAPTIKLARI ASLINDA RESMEN YÜCE ALLAH'A KAFA TUTMAKTIR.
HESABA ÇEKİLDİĞİNİZ ZAMAN, ANLARSINIZ O ZAMAN ANYAYLA, KONYA'NIN VE DE SİNCANININ NE DEMEK OLDUĞUNU..

BEN BU TİPLERİN HANGİ DİNE MENSUP OLDUKLARINI VEYAHUT ATEİST OLUP OLMADIKLARINI MERAK EDİYORUM.

İÇLERİNDE ZERRE KADAR İSLAMİ İNANÇ OLAN KİŞİ BUNLARIN YAPTIKLARI REZİLLİKLERİ YAPMAZ.
BİLDİĞİM KADARIYLA, YAHUDİLER DIŞINDAKİ HİÇ BİR DİN MENSUBU DA İSLAMİYET ALEYHİNDE BU DERECEDE AŞIRI GİTMEZ.

YOKSA BU TİP ASKELERİN GENLERİNDE YAHUDİLİK Mİ VAR?

HANİ AYET'TE YAZAR, "" BUNLAR, BİZ ATALARIMIZDAN BÖYLE GÖRDÜK "" DİYE...
BÖYLE Mİ GÖRDÜNÜZ, BÖYLE Mİ ÖRNEK ALDINIZ ATALARINIZDAN?
YAZIKLAR OLSUN SİZE
bostancı
SIRA İLK ÖNCE RAHMETLİ ERBAKAN'A PZVNK DİYEN, VE DE HAVA ATMAK İÇİN, BİZ DAĞLARDA P.KK İLE ÇARPIŞIRKEN DİYE YALAN SÖYLEYEN, (SİLAH ARKADAŞI YÜKSEK RÜTBELİ BİR SUBAY BU OSMAN ÖZBEK İÇİN.....TİRSİN, MAHFELLERDEN DIŞARIYA HAYATI BOYUNCA ÇIKMAMIŞTIR DEMİŞTİR.) OSMAN ÖZBEK:
İLK ÖNCE SEN YARGILANACAKSIN, 28 ŞUBATÇILARA YAĞ ÇEKMEK İÇİN BU YAPTIĞIN TERBİYESİZLİKLERİNDEN DOLAYI.
BEKLE AKŞAM SABAH KAPINI ÇALACAKLAR..
bostancı


BİR AYET
De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah’ın izniyle Kur’an’ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir.
Bakara Suresi 97. Ayet

bostancı

soruyorum kendilerine...ey oktay eksi, sen yaptıklarını bilirsin değil mi, seni gidi islam düşmanı seni,,,,ey çölleri aşan emin, sen de bilirsin yaptıklarını.
çakmak yak çakmak söndürücülerden bay fatih altaylı, sonradan aleyhinde demediğini bırakmadığın patronun aydın doğana yağ çekmek için çakmak yak, çakmak söndürü icat ettin ki bu senin de bildiğin bir şey değildi, kaynak: siyonistlerdir.

ve çanak tutan diğer yazarcık takımları ve de en başta aydın doğan..(elinde doğan hisseleri olanlar derhal satsınlar derim.
zira onun da yakasını bırakmayacaklar. kararı siz verin doğanları satıp satmayacağınıza elbette...)

aydın halt'ının, göz altına alınacak diye dedikodusu çıktı diye, hisseleri taban oldu. 2/3 gün önce.

hilton otel ve arazisine hiç bir inşaat yapılmamak şartıyla satın alan bu herif, elindeki tv ve kaztelerine güvenerek bu arazide inşaat yapacağım dedi.

la sende hiç vicdan da mı yok. kala kala o muhitin civarlarındaki tek hava alınacak yere de diktin gözünü, inşaat yapıp da 10 milyar dolar kar edeceksin ve de ayakların zaten mezarda, damatlarına bırakacaksın. yetmedi mi bu beleşçilere bırakacağın paralar mallar da utanmadan sözleşmene de aykırı hareket ederek, inşaat yapacağım diye bastırdın...n....h yaptın.

ama ilk günlerde tv lerinden, başbakana o frngli sesinle ğhu ğeaaa ğööö diye sesler çıkartarak kafa tuttuydun hatırlarsan..
öyle havalara girmiştin ki türkiye sanki senden soruluyordu. al tarafı kelkit köyünden halt'tan bir köylü idin..

kırk tane defon var kçında devlete kafa tutuyordun. ama sesini nasıl kıstılar gördün.
sen sana kul köle olan iktidarlarla karıştırdın şimdikileri..

dilerim en başlarda seni göz altına alırlar, çünkü çok hakkettin bunu ve hapse atılmayı da. bu ülkeye akıl almaz zararlar verdin.
iki kuruşluk menfaatın için 28 şubattan sonra iktidara getrdiklerin ülkeyi batırdılar. sırf bankaların batmasından dolayı
faizleriyle beraber bu ülkeye en aşağı 250 milyar dolar zarar verdirdiler sayende...

sonra da hilton arazisine rezidanslar yapacağım ayaklarına yattın. mesut yılmaz olsaydı elbette emret komutanım derdi,
çünkü evinin kapısında onu pijamayla karşıladın ve ona hak ettiği değeri verdin. bu bakımdan taktir ettiğim tek yanın budur.

mesela esip savuran vural savaş. şimdilerde kapısı tık ettiğinde heyecanlanıyordur..
dindar partiler mi, kapatın gitsin. yazıklar olsun böyle kafalar taşıyanlara..

yani dinsizler, imansızlar, kafirler baş tacı ama müslümanlar tu kaka ha...
bir de bunlar kendilerini adam dan saymazlarmı karacahil ilkel oldukları halde.
ama ne olacak bu tip adamlarda inanç yok ki, çoğu ateist ve siyonist kafa taşıyor, siyonistlerle devamlı iletişim içindeler.

Türkiyeye, Türk milletine bu kadar zarar verip de hala yok gericilikmiş, yobazlık diye propoganda yapanlar, dilerim hepiniz yavaaaşşş yavaaaaşş hesaba çekilirsiniz. zira çok çok çoğunuz, bilerek ve kasıtlı olarak bu ülkenin aleyhinde siyonistlerle işbirliği yaparak batırdınız dı bu devleti hatırlıyormusunuz, 28 şubattan sonra iktidara getirdiklerinizin elleriyle..

eden bulur yatan inler demişler.
yok öyle biz yaptık oldu demek. demek ki olmuyormuş....
bostancı
Süngüleri düştü

28 Şubat sürecinde ağzından çıkan her cümle keramet gibi manşetlere taşınan ve burunlarından kıl aldırmayan komutanlar, 28 Şubat soruşturmasının başlamasının ardından derin bir sessizliğe gömüldü. 28 Şubat sürecinin aktörlerinden Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç, emekli Tümgeneral Osman Özbek, dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak ve emekli tümgeneral Doğu Silahçıoğlu suspus oldu.

28 Şubat sürecinde ağzından çıkan her cümle keramet gibi manşetlere taşınan komutanlar, 28 Şubat gözaltılarının ardından derin bir sessizliğe gömüldü. Karanlık dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç ve emekli Tümgeneral Osman Özbek gibi isimler suspus oldu.

KARADAYI KAYIPLARA KARIŞTI

28 Şubat soruşturması kapsamında yapılan ilk dalga operasyonunda bazı paşalar gözaltına alınırken, gözaltına alınan isimler arasında dönemin öne çıkan bazı isimleri yer almadı. O komutanlardan bir tanesi de dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı idi. Telefonla ulaştığımız Karadayı'nın eşi, “İsmail Beyle görüşebilir miyiz?” sorusuna “Yanlış numara” dedi. “Kimin evi orası” sorusuna ise bir süre durakladıktan sonra “Şey burası lojmanda bir yer. Tanımıyorum o kişiyi” diye cevap verdi.

DARBEDEN 2 GÜN ÖNCE İSRAİL'E GİTTİ

Karanlık Encümen-i Danış üyesi olan Karadayı, 28 Şubat sürecinde Refah Partisi'ne yönelik olumsuz açıklamalarıyla gazetelere manşet olmuştu. 28 Şubat'tan 2 gün önce İsrail'e giden ve İsrail askerlerinin mezarlarına çelenk koyan Karadayı, burada laiklik açıklamaları yapmıştı. Karadayı, ayrıca 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu'ya Meclis'e girmemesi için baskı yaptığı ses kaydı internete düşmüştü.

OSMAN PAŞA PANİKLEDİ

28 Şubat'ın kudretli paşalarından bir tanesi de Emekli Tümgeneral Osman Özbek idi. Özbek, 28 Şubat sürecinde tuğgeneral rütbesindeyken Başbakan Necmettin Erbakan'a “p.....” diye hakaret etmişti. Karadayı'nın destek verdiği Özbek, daha sonra 2000 yılında Jandarma Harekat Başkanlığı'na getirildi. Son dönemde kitap fuarları başta olmak üzere panellere katılan Özbek, iktidara karşı ateşli konuşmalarıyla biliniyor. Telefonla ulaştığımız Özbek, “28 Şubat soruşturması başlatıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Sizi duyamıyorum ki” diye telefonu kapattı. Paniğe kapılan Özbek'in yargılanma korkusu içerisine girdiği belirtiliyor. Kendisine BÇG'nin faaliyetleri sorulan Kılıç, “Ben o konuyu bilmiyorum. BÇG'nin faaliyetleri konusunda, artı ya da eksi hiçbir şey söyleyemem” diye cevap verdi.

ÖZKASNAK SORULARDAN KAÇIYOR

28 Şubat soruşturmasında hakkında yakalama kararı çıkartıldığı iddia edilen ancak ismi 31 kişilik listede görülmeyen dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, Muğla'nın Bodrum ilçesine bağlı Yalıkavak beldesindeki villasında dinleniyor. İki tane jandarmanın evinin önünde nöbet tuttuğu Özkasnak, gazetecilere herhangi bir açıklama yapmayacağını söyledi. Hortumla bahçesini sulayan Özkasnak, gazetecilerin “Bir açıklama yapacak mısınız?” sorusuna “Daha ne söyleyeyim ya” diye karşılık verdi.

SİLAHÇIOĞLU KAYIPLARA KARIŞTI

28 Şubat sürecinin etkin isimlerinden Emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu ise kayıplara karıştı. Aslen Trabzonlu olan Silahçıoğlu, 28 Şubat sürecinde İstanbul 2. Zırhlı Tugay Komutanı idi. Sultanbeyli'de katliama yol açabilecek sözlü bir emir verdiği öne sürülen Silahçıoğlu, Refah Partili Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak ile heykel polemiği yaşamıştı. Silahçıoğlu, “Burada hiç Atatürk heykeli yok” diyerek, belediyeye bile bilgi vermeden caddenin ortasına Atatürk heykeli diktirdi ve askerlere heykel nöbeti tutturmasıyla gündeme gelmişti. Silahçıoğlu ayrıca tugaya yiyecek getiren ve üzerinde “Besmele” yazılı kamyonu içeri almamıştı.

Meral Akşener: Soruşturma çok olumlu bir adımİSTANBUL- Refahyol Hükümeti'nin İçişleri Bakanı olan TBMM Başkanvekili Meral Akşener, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde düzenlenen “Siyasette Kadın Olmak” başlıklı konferansın ardından gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Bir gazetecinin 28 Şubat sürecine ilişkin yürütülen soruşturma konusundaki sorusu üzerine Akşener, soruşturmanın ikinci günü olduğunu belirterek, “İzliyorum. Hayırlı bir adım. Yargılanma konusunu çok başından beri dillendiren bir insanım, çok uzun zamandır, bugün değil” dedi.
Soruşturmayı olumlu bir adım olarak gördüğünü, ancak ilerlemesine bakacaklarını kaydeden Akşener, şöyle konuştu:

“Dikkat çekmek istediğim konular var. Birincisi, 28 Şubat'ın işbirlikçileri vardı, bu işbirlikçilerin bir kısmı, süreci o gün en şiddetli şekilde alkışlayanlar, nedamet getirdiğini söyleyip, şu anda sosyal ve yazın hayatımızda baş tacı ediliyor. Sayın Çevik Bir ve arkadaşları da ‘Ben nedamet getirdim, özür dilerim' dediği zaman baş tacı edilecek midir?
İkincisi, yargı mensuplarının brifinge gitmeleriyle ilgili. Korkmuşlardır, gitmişlerdir ona bir şey demiyorum ama 8 dakika ayakta alkışlayan bu yargıçların bugün hangi görevleri yaptığını ve hangi kararları verdiğini bilmek isterim.
Üçüncü konu ise o dönemde devlet ve sivil bürokrasi içinde işbirlikçiler vardı. Bunların bugün hangi konumlarda olduğunu merak ediyorum. Örnek vermem gerekirse, Refahyol Hükümeti'nde, 28 Şubat'ta en derin krizlerden birini çıkaran devrin Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, bugün Ankara Valisi'dir. Bu tür arkadaşlara dikkat çekmek isterim. Bu soruşturmanın, yargı konusunun çok dikkatli bir takipçisi olacağım.”
Akşener, başka bir soru üzerine de soruşturmanın bütün işbirlikçilere uzanması gerektiğini belirtti.

YAĞLI KAZIK TEHDİDİ SORUSUNA CEVAP

O dönemdeki ‘yağlı kazık' tehdidi iddialarını da cevaplayan Aşener, “Kem söz sahibine aittir. Doğrusu bana kimse talimat verebilme hadsizliğini gösteremedi. Esas olan o. Ben talimat almadım, talimat verme gibi hadsizlikte kimse bulunamadı. Şimdi onun getirdiği bazı çirkinlikler yaşanmıştır. Ben de o konuyla ilgili olarak, kendi tarafımdan gereğinin yapıldığını düşünüyorum” dedi. Soruşturmaya müdahil olup olmayacağı sorusunu ise Akşener, “Hukuki sürecin nasıl işleyeceğini bilmediğim için bu konuda önceden bir şey söylemem mümkün değil” diye cevap verdi.


gazete küpürleriyle, gayri ciddi delil ve de belgelerle kapatma davası açanlar kimlerin adamlarydılar...
bunulardan da hesap sorulacak herhalde..

bu adamların çoğu:: müslüman da değil, resmen islamiyete düşmandırlar. o örümcek beyinleriyle islamiyeti ortadan kaldıracaklar akıllarınca...

Müslüman olmadıkları kesin, inanmadıkları kesin, yoksa:

ALLAH, sizin için islamı seçtim, onu ben koruyacağım derken, siz nasıl islamı yok edeceksiniz ki be çürümüş beyinliler.

hade bakalım ne yapacaksınız. bekliyoruz. islamiyet kim, sizler kim..Hodri meydan, bildiğinizden arda kalmayın. sizler gibilerini hazreti peygamber bedik kuyularına doldurdu, nesillerini de kuruttu. yok mu bundan haberiniz be black cahil takımı.

olm siz gidin has adamlarınız olan siyonistlerle yatıp kalkın.. ki devamlı aklınız olmadığı için bu edipsiz, kalleş, şeytana tapan soytarılar yönetti çoğunuzu bugüne kadar..
bostancı
Ali Karahasanoğlu - Yeni Akit
2012-04-15
--------------------------------------------------------------------------------

Yeter artık, biri şu Devlet'e sus desin!
Önce sarfettiği sözleri aktarayım: "Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya'nın yargılanmasından hukuki bir sonuç elde edilmesi çok zordur."
Kim diyor bunları?
Devlet.
"Devlet konuşur mu?" demeyin.
MHP'nin başında olan bir Devlet var ya..
Onu dinlerken, hem "MHP ne diyor" diye not alabilirsiniz. Hem de "devlet" ne diyor, onu öğrenebilirsiniz...
Ne diyormuş Devlet?
"Evren ile Şahinkaya'nın yargılanmasından sonuç alınması mümkün değildir."
Bunu bir not edin..
Bunun bir temenni mi, yoksa durum tespiti mi olduğunu anlamak için, 12 Eylül referandumu öncesinde aynı Devlet'in ne dediğine bakalım: "Bu değişiklikle Evren ve Şahinkaya yargılanamaz. Değişikliğe hayır oyu vereceğiz."
Bu açıklama aslında, hem MHP Genel Başkanı Devlet'in, hem de "Konuşamaz" dediğiniz (Derin) Devlet'in görüşü idi..
Bir hukuki tespit değil, bir talepti bu..
"Yargılanamaz. Yargılayamazsın.. Yargılama haaa! Sonra fena olur haa!"
"Yargılanamaz"ın anlamı bu idi.
Ama derin devletin tüm söylemleri iflas ediyor ya.. Tüm tehditleri boşa çıkıyor ya..
"Yargılanamazlar" görüşü de iflas etti.
Şimdi olay sulandırılmaya çalışılıyor..
Gelecekten haber vermeyelim. Yargılamanın nasıl neticeleneceği, Evren ve Şahinkaya'nın mahkum olup olmayacağı, ömürlerinin yargılama sonuna yetip yetmeyeceği konularında ahkam kesmeyelim..
Bilinenleri, yaşanmış olanları aktaralım..
Devlet'in, sanki darbecilere karşı imiş gibi verdiği görüntüyü masaya yatıralım.
Ne diyor Devlet: "12 Eylül'de parlamentoyu kapatanlara, 28 Şubat'ta balans ayarı yaparak suç işleyenlere, 27 Nisan'da siyasete şekil ve yön vermeye çalışanlara hak ettikleri yaptırım uygulanmalıdır!"
12 Eylül'den başlayalım.
Eğer gerçekten 12 Eylül'den hesap sorma niyetiniz varsa, 1999'da aynı niyetteki Ecevit ile iktidarda değil miydiniz, Sayın Devlet?
12 Eylül, sizin liderinizi yıllarca, Bülent Ecevit'i de 45 günlüğüne cezaevine tıkmamış mıydı?
İkiniz birlikte hesap sorsaydınız ya!
Devlet'ten..
Yani malum Devlet'ten.
Niye sormadınız?
Dahası var..
"28 Şubat'ta balans ayarı yaparak suç işleyenler" tanımlamasını, nasıl yapabiliyor, Sayın Devlet?..
28 Şubat'a, karşı imiş gibi!..
28 Şubat'ın hemen ertesi günü, rahmetli Erbakan'ın "askeri dayatmalar"a karşı demokratik direnç gösterilmesi için ziyaret ettiği, ama kendisine "kapının gösterildiği" parti, şimdi Devlet'in başında olduğu parti değil miydi?
Dün kapıyı göster. Bugün "Yargılansınlar" de..
Dün 28 Şubatçıların, başörtülü milletvekiline "Dışarı dışarı" diye tempo tutmasını süt dökmüş kedi gibi milletvekili sandalyenizde oturarak seyredin..
Hatta hemen ertesi günü, "Dışarı" temposunu tutan 28 Şubatçılarla hükümet kurma pazarlığı yapın..
Sonra bugün gelip, "28 Şubat suçtur" deyin..
Kim inanır size?
İnanmamamız gerektiğini, konuşmasının hemen sonrasında ispatlıyor zaten, Devlet!
Yargılamanın nasıl olması gerektiğini, uzun uzun anlatırken, adeta "Yargılamayın" diyor.
"Adaletin bir gün herkese lazım olacağı akıllardan çıkartılmamalıdır" diyerek tehdit ediyor..
"Suçu bulunmadığı anlaşılanlar hakkında aleyhte kampanya düzenleyenler ve olmadık iddialarda bulunanlar, kamuoyu önünde özür dilemekle sorumlu olacaklardır" diyerek, sopayı gösteriyor..
Şimdi anladınız mı, son tartışmalarda Devlet'in nerde durduğunu?
27 Nisan bildirisini anlatmaya hiç gerek yok..
O tarihte TBMM'de olsaydılar, kimlerle kol kola gireceklerini, 1999'da ispatlamışlardı zaten..
Ya bu Devlet'in partisinde, 28 Şubat'ın gerçek mağduru Meral Hanım'a ne diyeceğiz?
12 Eylül 2010 referandumu öncesinde, darbecileri yargılayacak değişikliklere "hayır" oyu verilmesini istemişti.
Şimdi diyor ki, "Brifingleri 8 dakika ayakta alkışlayan yargıçların, bugün hangi görevleri yaptığını ve hangi kararları verdiğini bilmek isterim."
Sen bilirsin, bilmesine Meral Hanım..
Bilirsin de, ben hatırlatayım sana..
O yargıçlar, sizin koruma ve kollamanız altında, 2010 referandum sonrasına kadar, darbecileri yargılatmamak için, etkili makamdaydılar.
Referandum sonrasında ya CHP'ye gittiler.. Ya köşelerine çekilip, olan bitenleri seyre başladılar..
Öyle ise?
Öyle ise, referandumda "Hayır oyu" verdiği için, Meral Hanım'ın bu halka bir özür borcu yok mu?
Var..
Var da, Devlet izin verirse!


hbb
QUOTE(bostancı @ 15/04/2012, 22:53) *
Ali Karahasanoğlu - Yeni Akit
2012-04-15
--------------------------------------------------------------------------------

Yeter artık, biri şu Devlet'e sus desin!
Önce sarfettiği sözleri aktarayım: "Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya'nın yargılanmasından hukuki bir sonuç elde edilmesi çok zordur."
Kim diyor bunları?
Devlet.
"Devlet konuşur mu?" demeyin.
MHP'nin başında olan bir Devlet var ya..
Onu dinlerken, hem "MHP ne diyor" diye not alabilirsiniz. Hem de "devlet" ne diyor, onu öğrenebilirsiniz...
Ne diyormuş Devlet?
"Evren ile Şahinkaya'nın yargılanmasından sonuç alınması mümkün değildir."
Bunu bir not edin..
Bunun bir temenni mi, yoksa durum tespiti mi olduğunu anlamak için, 12 Eylül referandumu öncesinde aynı Devlet'in ne dediğine bakalım: "Bu değişiklikle Evren ve Şahinkaya yargılanamaz. Değişikliğe hayır oyu vereceğiz."
Bu açıklama aslında, hem MHP Genel Başkanı Devlet'in, hem de "Konuşamaz" dediğiniz (Derin) Devlet'in görüşü idi..
Bir hukuki tespit değil, bir talepti bu..
"Yargılanamaz. Yargılayamazsın.. Yargılama haaa! Sonra fena olur haa!"
"Yargılanamaz"ın anlamı bu idi.
Ama derin devletin tüm söylemleri iflas ediyor ya.. Tüm tehditleri boşa çıkıyor ya..
"Yargılanamazlar" görüşü de iflas etti.
Şimdi olay sulandırılmaya çalışılıyor..
Gelecekten haber vermeyelim. Yargılamanın nasıl neticeleneceği, Evren ve Şahinkaya'nın mahkum olup olmayacağı, ömürlerinin yargılama sonuna yetip yetmeyeceği konularında ahkam kesmeyelim..
Bilinenleri, yaşanmış olanları aktaralım..
Devlet'in, sanki darbecilere karşı imiş gibi verdiği görüntüyü masaya yatıralım.
Ne diyor Devlet: "12 Eylül'de parlamentoyu kapatanlara, 28 Şubat'ta balans ayarı yaparak suç işleyenlere, 27 Nisan'da siyasete şekil ve yön vermeye çalışanlara hak ettikleri yaptırım uygulanmalıdır!"
12 Eylül'den başlayalım.
Eğer gerçekten 12 Eylül'den hesap sorma niyetiniz varsa, 1999'da aynı niyetteki Ecevit ile iktidarda değil miydiniz, Sayın Devlet?
12 Eylül, sizin liderinizi yıllarca, Bülent Ecevit'i de 45 günlüğüne cezaevine tıkmamış mıydı?
İkiniz birlikte hesap sorsaydınız ya!
Devlet'ten..
Yani malum Devlet'ten.
Niye sormadınız?
Dahası var..
"28 Şubat'ta balans ayarı yaparak suç işleyenler" tanımlamasını, nasıl yapabiliyor, Sayın Devlet?..
28 Şubat'a, karşı imiş gibi!..
28 Şubat'ın hemen ertesi günü, rahmetli Erbakan'ın "askeri dayatmalar"a karşı demokratik direnç gösterilmesi için ziyaret ettiği, ama kendisine "kapının gösterildiği" parti, şimdi Devlet'in başında olduğu parti değil miydi?
Dün kapıyı göster. Bugün "Yargılansınlar" de..
Dün 28 Şubatçıların, başörtülü milletvekiline "Dışarı dışarı" diye tempo tutmasını süt dökmüş kedi gibi milletvekili sandalyenizde oturarak seyredin..
Hatta hemen ertesi günü, "Dışarı" temposunu tutan 28 Şubatçılarla hükümet kurma pazarlığı yapın..
Sonra bugün gelip, "28 Şubat suçtur" deyin..
Kim inanır size?
İnanmamamız gerektiğini, konuşmasının hemen sonrasında ispatlıyor zaten, Devlet!
Yargılamanın nasıl olması gerektiğini, uzun uzun anlatırken, adeta "Yargılamayın" diyor.
"Adaletin bir gün herkese lazım olacağı akıllardan çıkartılmamalıdır" diyerek tehdit ediyor..
"Suçu bulunmadığı anlaşılanlar hakkında aleyhte kampanya düzenleyenler ve olmadık iddialarda bulunanlar, kamuoyu önünde özür dilemekle sorumlu olacaklardır" diyerek, sopayı gösteriyor..
Şimdi anladınız mı, son tartışmalarda Devlet'in nerde durduğunu?
27 Nisan bildirisini anlatmaya hiç gerek yok..
O tarihte TBMM'de olsaydılar, kimlerle kol kola gireceklerini, 1999'da ispatlamışlardı zaten..
Ya bu Devlet'in partisinde, 28 Şubat'ın gerçek mağduru Meral Hanım'a ne diyeceğiz?
12 Eylül 2010 referandumu öncesinde, darbecileri yargılayacak değişikliklere "hayır" oyu verilmesini istemişti.
Şimdi diyor ki, "Brifingleri 8 dakika ayakta alkışlayan yargıçların, bugün hangi görevleri yaptığını ve hangi kararları verdiğini bilmek isterim."
Sen bilirsin, bilmesine Meral Hanım..
Bilirsin de, ben hatırlatayım sana..
O yargıçlar, sizin koruma ve kollamanız altında, 2010 referandum sonrasına kadar, darbecileri yargılatmamak için, etkili makamdaydılar.
Referandum sonrasında ya CHP'ye gittiler.. Ya köşelerine çekilip, olan bitenleri seyre başladılar..
Öyle ise?
Öyle ise, referandumda "Hayır oyu" verdiği için, Meral Hanım'ın bu halka bir özür borcu yok mu?
Var..
Var da, Devlet izin verirse!



iki gözle bakarsan daha ii yorumlar çıka ilir... yinede guzel çeşitleme olmuş...
3yorumcun4
Çevik Bir kimin danışmanı?

Şevket Kazan, 28 Şubat sürecinin önde gelen komutanlarından dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir’in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gizli danışmanlarından olduğuna dair duyumlar aldıklarını söyledi.

Kazan “Çok ciddi duyumlarımıza göre, Çevik Bir İsrail’le ilgili askeri konularda Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a gizli danışmanlık yapıyor” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Katar’daki temaslarına Alan Makovsy’nin de katıldığını hatırlatan Kazan, “Makovsky 28 Şubat sürecini, ABD Başkanı Savunma Başdanışmanı sıfatıyla 1996 yılında hazırladığı raporla tetikleyen kişi” diye konuştu. .

Kazan, 28 Şubat sürecinin perde arkasındaki gerçek gücün, şimdi AKP’nin arkasında olduğunu da belirtti.

Kazan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 28 Şubat ile ilgili “O zaman yetkili olduğunu söylediğiniz kişi 'Bin yıl sürecek' demişti, görüyorsunuz 10 yıl bile sürmedi” açıklamaları çerçevesinde günümüzde yapılan yargılamaları hatırlattı.Kazan, “Bugünkü yargılamalar kesinlikle 28 Şubat süreci ile ilgili değil. Bugünkü olanlar, mevcut hükümetle ilgili gelişmeler çerçevesinde olmuştur.” dedi.
bostancı
ÖRNEK VERDİĞİ ADAMA BAK
KORKAKLIKLARI, PISIRIKLIKLARI YÜZÜNDEN 28 ŞUBATA BOYUN EĞMİŞ BİRİNİN ATTIĞI PALAVRALARI SIRALIYOR..

28 ŞUBAT DÖNEMİNDE BU KAZAN İSİMLİ HERİFE DEMEDİĞİNİZİ BIRAKMAYANLARIN ARASINDA SENİN LİDERİN DE YOKMUYDU. SENİ SAYMIYORUM, ZİRA SEN ZURNANIN SON DELİĞİ BİLE DEĞİLSİN...
bostancı
İşssizlik oranları açıklandı

İşssizlik oranı ocak ayında yüzde 10,2 oldu.
Yazı Boyutu: 12 14 16




MÜTHİŞ BULUŞ. İNGİLİZCE KONUŞMAYAN KALMAYACAK. NASIL MI? TIKLAYIN!

Türkiye'de 2012 yılı Ocak döneminde işsizlik oranı, geçen yılın aynı dönemine göre 1,7 puan azalarak, yüzde 10,2 oldu. 2011 yılının Ocak döneminde işsizlik oranı yüzde 11,9 düzeyindeydi.

Ocak 2012'de kentsel alanlarda işsizlik oranı 2011 yılının aynı dönemine göre 1,8 puan azalarak yüzde 12 oldu, kırsal yerlerde ise 1,6 puan geriledi ve yüzde 6,5 olarak belirlendi.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) Hanehalkı İşgücü Araştırması, ''2012 Ocak Dönemi Sonuçları (Aralık 2011-Ocak, Şubat 2012)''na göre, 2011 yılı Ocak döneminde 3 milyon 44 bin kişi olan işsiz sayısı, 2012'nin aynı döneminde 2 milyon 664 bin kişiye geriledi.

İstihdam ise 22 milyon 461 bin kişiden, 23 milyon 475 bin kişiye çıktı.

İşte son 10 yılın işsizlik rakamları...

İŞSİZLİK ORANI VE İŞSİZ SAYISI
İŞSİZLİK ORANI (%) İŞSİZ SAYISI
2003 10.3 2,396,000
2004 10.0 2,428,000
2005 11.2 2,702,000
2006 10.5 2,608,000
2007 10.6 2,436,000
2008 13.6 3,274,000
2009 13.5 3,361,000
2010 11.4 2,929,000
2011 9.8 2,576,000
2011/01 11.9 3,044,000
2012/01 10.2 2,664,000


BUNLARIN %98 İ İŞŞİZ DEĞİL. ÇOĞU TEMBEL TAKIMI, İŞ VERSENİZ DE ÇALIŞMAZ.
GİDER MAFYADA ÇALIŞIR, ADI İŞSİZ. GİDER PAZARCILIK YAPAR, ADI İŞSİZ. TEFECİLİK YAPAR, ADI İŞSİZ.
AMA HEPSİNİN ALTINDA OTOMOBİLİ VAR...
NE İŞSİZİ BE...7 MİLYON İŞSİZİN OLDUĞU ÜLKEDE İSYAN ÇIKAR BE...İŞSİZLER VARMIŞ. HADE BE...
SORSANIZ KAYDI KUYDU OLMAYAN İŞSİZ. AMA OKKALI KAZANÇLARI VAR...

3yorumcun4
AKP döneminde yoksulluk korkunç boyutta.
.
Buna göre en yoksul 3 milyon 761 bin aile yılda bir ayakkabıyı zor alırken, zenginlerin araç masrafı yoksulların gıda masrafını geride bıraktı

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası yaptığı incelemelerin ardından "En zenginler ve en yoksulların Türkiye harcama görünümü" raporunu açıkladı. Rapora göre yoksullar yılda 1 ayakkabıyı zor alırken zenginler 651 bin 144 araba alıyor.

Yoksul aileler gıdada zorlanırken, zengin ailelerde yok yok
Türkiye'de yoksulu gıda, barınma ve yakıt masrafı zorlarken, yüksek gelir grupları gıda yanında, araç alımına, kiraya, restoran ve kefelere kaynak ayırabiliyor. Bunun dışında yoksul ailelerin bütçe ayıramadığı eğitim, kültür ve eğlence ancak zengin ailelere mahsus…

Zengin için gıda ve araç alım payı neredeyse eşit oranda
Zengin için gıda ile araç alımının payı ise neredeyse aynı olduğunun ortaya çıktığı rapora gör en zengin ve en yoksul kesim arasındaki farkın önemli oranda belirginleştiği diğer konular sigorta ve sosyal hizmetler alanında.

En yoksul yüzde 20 risklere karşı kendini korumak amaçlı sigorta yaptıramazken, sosyal amaçlı hizmetler satın alamıyor. Rapordaki verilere göre; örneğin yıllık toplam sigorta poliçesi adedi en yoksul 3 milyon 761 bin hane halkı için 2 bin 515 iken, en zengin 3 milyon 761 bin hane halkı için toplamda 1 milyon 207 bin.

"En Yoksulların Türkiye Harcama Görünümü" adlı rapora göre, en yoksul haneler yılda yalnız bir çift ayakkabı alabilirken, en zengin aileler 7 çift ayakkabı alıyor.

Zenginin araba masrafı yoksulun gıda masrafından fazla
Türkiye'de sayıları 18 milyon 808 bin 172 olan hanenin en zengin 3 milyon 761 bin 634 hanesi ile en yoksul 3 milyon 761 bin 634 hanesinin harcama analizlerine göre; zenginin araba masrafı bile yoksulun gelirinden fazla durumda.

Rapora göre en yoksul 3 milyon 761 bin hane halkı 2010 yılında sadece 377 adet araba alabilirken, aynı sayıdaki en zengin hane halkı 651 bin 144 araba aldı. Zengin için gıda ile araç alımının payı ise neredeyse aynı. Yoksullar ve zenginler arasındaki farkı ortaya koyan rakamlar şöyle: yoksul aileler yılda 377 araba alabilirken, zengin aileler için bu rakam 651 bin 144.

Yine yoksul aileler 3 bin 747 ayakkabı satın alabilirken, bu rakam zenginler için tam 26 bin 79 olarak tespit edildi. Yoksul aileler sadece 18 bin tatil paketine katılabilirken, zengin aileler 940 bin tatil paketine katıldı.

Toplam harcamaların yüzde 42’sini en zengin kesim yaptı
Bir yıllık TÜİK verilerine göre hane halkları toplam 416 milyar TL tüketim harcaması yaptı. Bunun 173 milyar TL'sini yani yüzde 42'sini en zengin yüzde 20'lik kesim yaptı. Buna karşın en yoksul yüzde 20'nin yaptığı harcama 30 milyar TL ve yüzde 7'lik pay ile sınırlı kaldı.

Zenginlerin sigara masrafı, yoksulların gıda harcamasının yarısından fazla
En zengin ile en yoksul kesim arasında tütün ve sigara tüketimi açısından fark ise sadece 3,4 kat. Bu fark alkollü içeceklerde 14,1'e çıkıyor. Yoksul alkole yıllık sadece 8 TL ayırabilirken, tütün ve sigaraya 410 TL ayırıyor. Buna karşın en zengin kesimin yıllık alkollü içecek bütçesi 119 TL, sigara ve tütün bütçesi 1409 TL. Buna göre en zengin yüzde 20'nin sigara ve tütün masrafı, yoksullun yıllık gıda harcamasının yarısından fazla.

Yoksul ailenin bir yıllık sinema ve tiyatro harcaması 11 TL
bostancı
odalar ve diğer sivil toplum kuruluşları nın çoğu her nedense züppelikten olsa gerek bir

partinin sempatizanlarıdırlar..

hiç bir açıklamaları gerçek değildir. bunların çoğu güvenilmez kuruluşlardır..

kendilerine hava basmak için sol görünüm altında çok büyük partidir ya kültürlü görünmek için o partiyi desteklerler...

hade be moruk mal bulmuş mağribi gibi her gördüğüne yapışma...
bostancı
şikeci fenerbahçenin şikeyi onaylayan taraftarları hiç sıkılmadan şike yapmadık diye kaldırımları arşınlayorlar...

insan biraz utanır değil mi...

geçen sezon lig bitiminde, bu aynı taraftar hiç utanmadan: ŞİKE ŞİKE ŞAMPİYON OLDUK pankartını açarak resmen evet

şike yaptık, bir diyeceğiniz mi var diye alay ettiler türk futbolu ile..

ama şike yaptıkları ortaya çıkınca, kçlarını kurtarmak için sıkılmadan başladılar inkar etmeğe...

ve türkiyeyi futbolda dünyaya rezil ettiler...

ve hala da fb nin cezası kesilmiş değil...

mahkeme kararını bekliyorlarmış..

olur. 20 yıl sonra karar açıklanırsa...?????
[font="Arial Black"][/font]
bostancı
Obama'yı yakalayana 10 milyon dolar!

İngiltere'deki Lordlar Kamarası'nın ilk Müslüman üyesi olan Pakistan kökenli Nazir Ahmed, ABD Başkanı Obama ve eski Başkan George W. Bush'un yakalanması için 10 milyon dolar ödül koydu.

İngiliz Parlamentosunun üst kanadı Lordlar Kamarası'na 1998'de giren ilk Müslüman olan Ahmed'in, geçen hafta Pakistan'da katıldığı bir resepsiyonda, "Eğer ABD, Hafız Muhammed Said'in yakalanması için 10 milyon dolar ödül koyuyorsa, ben de ABD Başkanı Barack Obama ve selefi George W. Bush'un yakalanması için 10 milyon dolar ödül koyuyorum" dediği iddia edildi.

ÜYELİĞİ ASKIYA ALINDI
İşçi Partisi, Ahmed'in sözleriyle ilgili soruşturma başlattığını ve bu süre içinde Lord Ahmed'in partiden uzaklaştırıldığını bildirerek, "Eğer bu ifadeler gerçekten söylendiyse, bunu kınıyoruz" açıklamasında bulundu. Obama'nın başına ödül koyan Lord'un üyeliği de askıya alındı.

'ÖDÜL İÇİN EVİMİ BİLE SATARIM'
Pakistan'daki Express Tribune gazetesi, Lord Ahmed'in cuma günü Pakistan'ın Haripur kentinde, işadamları tarafından onuruna verilen bir davette, bu ödül için evi dahil her şeyini satmaya hazır olduğunu söylediğini iddia etti.

'ADALET ÖNÜNDE HESAP VERMELİLER'
Lord Ahmed, tepkiler üzerine yaptığı açıklamada, "Irak ve Afganistan'da savaş suçu işlendi ve bu suçların sorumlusu George W. Bush ve Tony Blair'in adalet önünde hesap vermesi gerekiyor, dedim" ifadelerini kullandı.

İngiltere'de yaptığı açıklamalarla sıkça gündeme gelen Ahmed, "Şeytan Ayetleri" kitabıyla tartışmalara neden olan yazar Salman Rüşdi'ye 2007'de "şövalye" unvanının verilmesini eleştirmiş, Rüşdi ile ilgili "elleri kanlı" açıklamasında bulunmuştu.


EN DOĞRUSUNU YAPMIŞ LORD AHMET..

BİR GÜN GELECEK, TRUMAN BİLE SAVAŞ SUÇLUSU İLAN EDİLECEK VE JAPONYADA YAPTIĞI ATOM KATLİAM VE

SOYKIRIMINDAN DOLAYI GIYABINDA MAHKUM EDİLECEKTİR..

BUŞH'DA BABASI DA SAVAŞ SUÇLULARIDIRLAR..

YARGILANMALARI GEREKİR VE BİR GÜN BUNLAR DA SAVAŞ SUÇLUSU OLARAK YARGILANACAKLARDIR...

HİTLERİ SAVAŞ SUÇLUSU İLAN EDEN SOYSUZLAR, İŞ KENDİLERİNE GELDİĞİNDE SAĞIR VE DİLSİZ KESİLİYORLAR..


AMA İLAHİ ADALET YAPTIKLARINIZIN HESABINI HEM BU DÜNYADA VE HEM DE AHİRETTE

SORACAKTIR SİZE, EN ÇETİN ŞEKİLDE...
SİZİ GİDİ ZALİMLER SİZİ....
bostancı
Ali Karahasanoğlu - Yeni Akit
2012-04-17


--------------------------------------------------------------------------------

Anayasa Mahkemesi’nde brifingçiler, çoğunluktan düştü!!
“Askerin brifingini 8 dakika ayakta alkışlayanlar, artık Yargıtay’da, Danıştay’da çoğunluk değil” demiştik.

Dünkü bir haberle, kendimizi biraz fazla havaya soktuğumuzu farkettik.

Meğerse, Anayasa Mahkemesi’ni atlamışız..

Evet; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Prof. Dr. Zühtü Arslan’ı üye olarak seçmesi ile hatırladık, Anayasa Mahkemesi’ni..

“Ne var ne yok Anayasa Mahkemesi’nde?” derseniz..

“Mahkeme hâlâ o eski mahkeme.. Hâlâ o eski Anayasa Mahkemesi” derim....

AK Parti iktidara geleli, 10 yıl olmuş..

Dile kolay.. 10 yıl..

Ama 12 Eylül Anayasası, öyle sinsice kurmuş ki tezgahını.. O mahkemede hâlâ, “Cumhurbaşkanı seçimi için 367’nin aranması zorunludur” diyenler başabaş sayılır....

“Nasıl olur?” demeyin..

Oluyor işte..

Eskiden Anayasa Mahkemesi’ne giden davalar için tahmin yapılıyordu.. Bizim de karşı görüştekilerin de tahminleri aynı idi: “Karar 9-2 çıkar”.

Biraz biraz kırıldı o skor..

Ama 12 Eylül 2010 referandumunda bile düzeltilemedi, Anayasa Mahkemesi’ndeki despot yapı..

Eski havaları olmasa da..

Mahkeme aynı mahkeme..

Taaa Seyfi Oktay döneminden kalma, bakanlık danışmanı Fulya hanım da orada..

CHP’li bakanın oğlu da orada.. Hani hatırlarsanız, Ergenekon soruşturmasında eşi ile birlikte olaylara müdahil olan Osman Paksüt ağabeyimiz vardı ya.. İşte o.. O da, hâlâ bu mahkemede!..

Hatta hatta.. DSP’nin hülle partisinden Serruh Kaleli de, aynı mahkemede..

Türkiye genelinde % 50 oy alan AK Parti’ye % 3, Türkiye genelinde % 25 oy alan CHP’ye % 80 oy çıkan bir marjinal köyümüzün hakim kızı da o mahkemede!

Düşünebiliyor musunuz;

Hangi dönemin isimleri bunlar?

Hangi çağdan kalmış isimler bunlar?

TSK’nın iki subayını hiç saymaya gerek yok.

Evet, uzun süredir hiç tartışmadığımız için, unutmuşsunuzdur.. Ben hatırlatayım efendim.. Anayasa Mahkeme’mizin 17 üyesinden ikisi, özbeöz kışladan gelen iki subayımızdır..

Katıksız askerdirler yani..

12 Eylül 2010 referandumuna kadar, 11 üyeden ikisi böyle idi.

Şimdi 17 üyeden ikisi..

Eeee!. Ne yapalım, buna da razı olacağız.

Yoksa?

Yoksa 12 Eylül referandumunu bile yaptırmazlardı..

Kıl payı geçti, halkın “referanduma gidebilme hakkı”!

Komik mi geldi?.. İfadede yanlışlık mı gördünüz?

Yok; yanlışlık falan yok.

Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin ikisi subaydır.. Subay kimlikleri ile seçilirler, yüksek mahkemeye..

Ve 2’si subay olmak üzere, 11 üye toplanıp, ancak “eski üyelerin emeklilik yaşları dolmadan kendilerine dokunulmayacağı” teminatı verildikten sonra, “Anayasa değişikliği”nin halkoyuna sunulmasına onay verdiler...

Kıl payı geçti bu onay..

Az kalsın, “Anayasa değişikliği, halkoyuna ...ürülemez. Bu konuda halkın yetkisi yoktur. Anayasa yapmak ve anayasayı değiştirmek, halkın yapacağı işlerden değildir. Bu işler ciddi işlerdir. Ancak darbeci generaller tarafından anayasalar yapılabilir. Ancak darbeci generaller tarafından, anayasalar değiştirilebilir” kararı çıkacaktı..

İfadeleri birazcık abarttım ama.

Küçük farkla azınlıkta kalanların kanaatinin, bundan başka bir anlamı olmadığını da hatırlatmak isterim..

Çabucak unuttuk o günleri..

Darbeciler yargılanıyorlar diye.. Sandık ki, kendiliğinden oldu bunlar..

Hayır, kendiliğinden olmadı bunlar..

Evet, bu halkın % 58’inin verdiği oy ile değişti darbecilerin anayasası ama..

Onun da öncesi var..

“Halka oy verme hakkı”nın verilip verilmeyeceğinin tartışıldığı aşamada yaşananlar var..

“Ne yani, halkın anayasayı değiştirme yetkisi yok mu? Anayasa Mahkemesi bu konuda görüşme bile yapamaz. Yaparsa, o üyeler, sonraki dönemde aynı mahkemede yargılanırlar” diye görüş açıkladığı için 10 yıla kadar hapis cezası ile yargılanan akit’çiler var..

Neler var neler!..

Allah’a şükür ki.. 10 yıl sonra.. O mahkemede “367 rezalettir” diyenler, “367 gereklidir” diyenlerle dün eşitlendi..

Eşitlenmeye de şükür!



NEDİR BU MİLLETİN, BAZI İNAT KAFA HUKUKÇULARDAN ÇEKTİĞİ.
VE ENTERESANDIR, BUNLARIN DA ÇOĞU CHP NİN MİLİTANLARI..
HUKUKÇULARIN SİYASETLE NE İLGİSİ VAR DEMEYİN, ÇÜNKÜ ESKİLERDE, SİZ İSTEDİĞİNİZ KADAR OY VEREREK İKTİDAR OLUN, BU TİP KÖTÜ NİYETLİ VE DE İŞE YARAMAZ HUKUKÇULAR, BİZİZ BİZ DİYORLARDI.
BUNLARIN AKILLIRA DA BİR ŞEYE ERSE GAM YEMEYECEĞİZ AMA, UKALALIK VE KENDİLERİNE SÜS VERMEKTEN BAŞKA ÇOĞUNUN AKLI HİÇ BİR İŞE ERMEZ..

bostancı
"İt ürür, kervan yürür"

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Hollandalı politikacı Geert Wilders'in ırkçı söylemine yanıt olarak, "İt ürür, kervan yürür" dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ile birlikte Hollanda'ya gelen AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye-Hollanda İş Forumu toplantısı sonrası Hollanda Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi, Tarım ve İnovasyon Bakanı Maxime Verhagen ile birlikte basın toplantısı yaptı.

Hollandalı aşırı sağcı politikacı Geert Wilders'in, Türkiye ve Gül'ün ziyareti ile ilgili yaptığı ırkçı açıklamaları değerlendiren Bağış, "Üzerinde yorum yapılmayacak kadar fenomenle karşı karşıyayız.

Cumhurbaşkanımız, Kraliçe Beatrix'in davetlisi olarak 400 yıl önceki tarihi ilişkilerimizi kutlama vesilesi ile Hollanda'dır. Hollanda hava sahasına girdiğimiz andan itibaren Hollanda Hava Kuvvetleri'ne ait jetler Sayın Cumhurbaşkanımızın uçağını karşıladılar ve ininceye kadar eşlik ettiler. Dün indiğimiz andan itibaren gittiğimiz her yerde Hollanda halkı cumhurbaşkanımıza büyük bir muhabbet gösterdi.

Birileri çıkıp çağrıda bulunuyor, bunu siyasete istismar etmek istiyormuş. Bizde bir laf var, 'İt ürür, kervan yürür". Hollanda'da kimsenin bunu önemsemediğinin farkındayım. Hatta cumhurbaşkanımıza gelip 'sakın bazı şeyleri ciddiye almayın, biz sizin burada bulunmanızdan son derece mutluyuz' diyen sıradan insanların olduğuna bizzat şahitlik ettim. Çok başarılı bir devlet ziyareti gerçekleşmektedir, bunu kimsenin gölgeleyebilecek gücü de yoktur" diye konuştu.


AĞZINA SAĞLIK. BUNLAR BU DİLDEN ANLARLAR..
İĞRENÇ HERİF. SEN ÖNCE TAHARET ALMASINI ÖĞREN....
bostancı
BİR AYET
Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Al-i İmran Suresi 120. Ayet


BİR HADİS
Resulullah (sav) buyurdular ki: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O'na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder."
Buhari, Edeb 71
bostancı
QUOTE(bostancı @ 19/04/2012, 01:09) *
BİR AYET
Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Al-i İmran Suresi 120. Ayet


BİR HADİS
Resulullah (sav) buyurdular ki: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O'na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder."
Buhari, Edeb 71



dünyada inançlarına yüve Allah bakmaz. onlardan islama döneceklerin yüzü suyu hürmetine rızıklarını, nimetlerini rahman vasfıyla verir.
rahman vasfından da ancak ahirette müslümanları nimetlendirir..
kimse baksana kafirler ne kadar zenginler refah içinde demesinler..gerçek ortada..bu nimetlerin hepsini bırakıp gidecekleri yere baksınlar..
var mı bir garantileri ötede, paraları malları kurtaracakmı kendilerini...
bostancı
QUOTE(bostancı @ 19/04/2012, 01:14) *
dünyada inançlarına yüve Allah bakmaz. onlardan islama döneceklerin yüzü suyu hürmetine rızıklarını, nimetlerini rahman vasfıyla verir.
rahim vasfından da ancak ahirette müslümanları nimetlendirir..
kimse baksana kafirler ne kadar zenginler refah içinde demesinler..gerçek ortada..bu nimetlerin hepsini bırakıp gidecekleri yere baksınlar..
var mı bir garantileri ötede, paraları malları kurtaracakmı kendilerini...

bostancı
"O muhtıra bir paçavraya dönüştü"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, CHP'nin Suriye konusunda İran, Rusya ve Çin gibi Esad rejimini destekleyen bir tavır aldığını söyledi.

Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında CHP'nin Suriye'deki olaylara ilişkin politikasını eleştirerek, CHP'nin Suriye konusunda Çin'in, Rusya'nın ve İran'ın safında yer aldığını söyledi. Beşar Esad'ın canını aldığı 10 bin küsur insanın kanında Esad rejimini destekleyenlerin de payı bulunduğunu söyleyen Çelik, "Bu şu ülke, bu siyasi parti olabilir. Bugüne kadar CHP, tıpkı İran gibi, tıpkı Rusya ve Çin gibi Beşar Esad yönetimini destekleyen bir tavır almıştır" diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun değişik konularda önce ve sonra söyledikleri arasında büyük farklar bulunduğuna işaret eden Çelik, "Değişik bakanlarımızla ilgili 'yolsuzluk bombası patlatacağım' dedi ama bombalar elinde patladı. 'Oğlum bedelli askerlikten yararlanmayacak' dedi ama oğlunun bedelli askerlik kapsamında yer almadığı ortaya çıktı. Mizahın dünyadaki babası Bernard Shaw 'Bazı insanlar güldüreyim derken gülünç olurlar' diyor. Doğrusu Cem Yılmaz, Ata Demirer falan beni bağışlasınlar.

Onlar işlerini hakkıyla yapıyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu'nun dünkü grup konuşmasını seyrettim, iyi bir stand-up'çı olabilir. Çıksın stand-up yapsın. Siz, oraya gelen insanları güldüreyim derken başka insanların haysiyetiyle oynayamazsınız" ifadelerini kullandı.

Anayasa Mahkemesi'nin CHP'yi hesaplarında yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle mahkum ettiğini hatırlatan Çelik, CHP'nin elinde 3-5 belediye bulunduğuna işaret ederek, "Bütün ipliğiniz pazara çıktı. Bütün yaptıklarınız ortada. Bir de ülkenin hazinesini, bütçesini size teslim ederlerse ne yapacağınız çok ayan beyan ortadadır" şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun dünkü grup konuşmasında Başbakan Erdoğan'a çağrıda bulunarak, mal varlığını AK Parti'nin internet sitesinde yayınlamasını teklif ettiğini hatırlatan Çelik, "Sayın Başbakan 7 yıl önce Başbakanlığın internet sitesine mal varlığını koydu. Son güncellemesi 16 Haziran 2011 tarihinde yapıldı. Sayın Başbakan'ın mal varlığı bir tarafa, AK Parti, Hazine'den kendisine yapılan yardımları nasıl harcadığına dair kamuoyuna hesap veriyor. Bütün harcamalarını AK Parti'nin internet sitesine koyuyor. Ben buradan CHP ve Genel Başkanına çağrıda bulunuyorum. AK Parti'nin yaptığını siz yapabildiniz mi? Yapamazsınız" şeklinde konuştu.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'ın 'Ben kral çıplak dedim, CHP'liler rahatsız mı oldunuz. Sizin baskınızla ben yüzde 40 personeli kısa süre içerisinde CHP'lilerden aldım ve doldurdum'' sözlerini hatırlatan Çelik, Akaydın'ın sözlerinin ideolojik ve siyasi bir kadrolaşmanın itirafı olduğunu söyledi. Tutuklu milletvekilleri konusunda Anayasa ve yasalar çerçevesinde hukuku hiçe saymadan, keyfiliğe düşmeden CHP'nin formül geliştirmesini beklediklerini kaydeden Çelik, "İlk günden beri söylüyoruz. Buyurun getirin bu formülü görelim bakalım. Siz neye göre, neye istinaden böyle bir şey yapacaksınız? Bunu getirsinler görelim bakalım" dedi.

28 Şubat soruşturmasının ardından 27 Nisan bildirisiyle ilgili yasal sürecin başlayıp başlamayacağı sorusu üzerine Çelik, 27 Nisan bildirisinden çok kısa bir süre sonra dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile Genelkurmay'da baş başa 2 saat 10 dakikalık bir görüşme yaptığını hatırlattı. Çelik, "O zaman da Sayın Büyükanıt bunun kesinlikle bir muhtıra olmadığını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hassasiyetinin kamuoyuyla paylaşıldığını ve burada kimlerin üzerine ne alması gerektiği ile ilgilenmediklerini bana söylemişti. 'Bu bir muhtıra asla değildir. Biz burada bazı duyarlılıklarımızı ifade ettik, ilk defa yapılan bir şey de değildir' gibi bir açıklama yapmıştı. Detayına girmeyeyim. Şimdi birisi bu 'muhtıra' diyor, biri 'değildir' diyor. Nitekim hükümet bunu bir muhtıra olarak algıladı ve buna gerekli cevabı verdi. O muhtıra bir paçavraya dönüştü" diye konuştu.

Şu anda TBMM'de bir araştırma komisyonu kurulduğunu ve bu araştırma komisyonunun bütün darbelerle, muhtıralarla ilgileneceğini kaydeden Çelik, "Bir rapor hazırlanacak. Eminim ki bu rapor bizi de kamuoyunu da aydınlatacaktır ve icra organının da yol haritası olacaktır" dedi.


kılıçdaroğlu, ben ssk genel müdüriyken yapılan soygunlar üzerine müfettişler araştırma yaptı bişe bulunamadı diyor.
her zaman yaptığı gibi, gene inkarı basıyor.

peki o müfettişlerin raporları doğrultusunda, cezalandırılman üzere mahkemeye verilen kimdi? elbette sen ve sen o davadan rahşan affıyla paçanı kurtardır. dürüst geçiniyorsun, o zaman neden demedin ki, hayır ben af ile aklanmak istemiyorum, beni yargılayın diye...

hatta şimdi bile desene ki o dava dosyasında olanlar tekrar gündeme gelsin ve yargılanayım. hade desene eğer mçan tutuyorsa..

rusya ve çin, para için bunu yapıyorlar. silah ve mal satacaklar ya, yani paraya vicdanlarını satıyorlar. zaten ateist rejimden geliyorlar. pek merhametleri yoktur. her taraf kana bulansın, ama 3 kuruşluk silah satsınlar.

iran'a gelince, iran ideoloji peşinde koşuyor. aklınca şiiliği yayacak. muta nikahı gibi işlerini yayacak..
bostancı
Kelam ders kitabına Atatürk'ü de koy baskısı!

Eski Devlet Bakanı ve dönemin AÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Said Yazıcıoğlu, “28 Şubat toplumu dizayn etme, belli çerçeve içine alma çabasıydı. Bu ve benzeri hiçbir uygulamanın olumlu tarafı yoktur, sonuç da alınmamıştır” dedi. Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde, kendisine ait kelam kitabına Atatürk'ü de koyma konusunda baskı yapıldığını açıkladı.

Eski devlet bakanı, eski diyanet işleri başkanı ve 28 Şubat döneminin Ankara Üniversitesi (AÜ) İlahiyat Fakültesi Dekanı Said Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinin toplumu dizayn etme ve belli bir çerçeve içine alma çabası olduğunu ifade ederek, “Bu ve benzeri hiçbir uygulamanın olumlu tarafı yoktur, sonuç da alınmamıştır” dedi.

Aydın'ın Söke ilçesindeki baba evinde, soruları cevaplayan Yazıcıoğlu, 28 Şubat döneminde Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptığını hatırlattı.

Yazıcıoğlu, özellikle dini konular ve din eğitimiyle ilgili kısıtlamaların söz konusu olduğu 28 Şubat kararları nedeniyle o dönem belli sıkıntılar yaşadıklarını söyledi.

28 Şubat döneminde, YÖK'ün kendi imzasının da bulunduğu bir raporu kullanması sonucu birçok kişinin mağdur olduğunu ifade eden Yazıcıoğlu, kendisinin de töhmet altında kaldığını belirtti. Yazıcıoğlu, şöyle devam etti:

“El Ezher Üniversitesi'nde okuyan öğrencilerin diplomalarına denklik verilip verilemeyeceğini değerlendirecek bir komisyon kuruldu. Benim de içinde bulunduğum beş kişiden oluşan komisyon, bazı fark derslerinin tamamlanmasının ardından diplomaların denkliği yönünde görüş verdi ve birkaç yıl bu şekilde uygulandı. 28 Şubat'ın en yoğun günleriydi. YÖK, tek taraflı olarak ‘bu öğrenciler önce 3 yıllık, ardından da 2 yıllık ön lisans mezunudurlar' dedi ve bu kararı geriye dönük işletti.

Diplomalarını kaybeden kişiler işlerini de kaybetti ve mağdur oldu. Üstelik YÖK bu kararını bizim hazırladığımız rapora dayandırdı. Bizim raporumuzda böyle bir görüş yoktu. Mağdurlar, mahkemelere başvurdu, mahkeme raporu istedi YÖK'ten, ama hiç gelmedi o rapor. Kendi verdiğimiz raporu bulamadık. Böyle hukuksuzluklar yaşandı o zaman. Bunun mantıklı hiçbir açıklaması yok ama yapıldı, biz de itham altında kaldık o süreçte.”

“KİTABIMA MÜDAHALE EDİLMESİNE İZİN VERMEDİM”

Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde kendisini üzen bir diğer konunun da, yazdığı kitaba müdahale edilmeye çalışılması olduğunu söyledi.

İmam hatip okullarında okutulmak üzere kelam kitabı yazdığını ifade eden Yazıcıoğlu, 28 Şubat'ın ardından Talim Terbiye Kurulu'ndan bir heyetin kendisini makamında ziyaret ettiğini belirterek, şöyle konuştu:

“3-4 kişi geldiler, dediler ki, ‘Bu kitabın münasip bir yerine Atatürk'ün konuyla ilgili açıklamalarını eklemenizi istiyoruz'. Kitabı açtım, ‘Allah'a iman, peygamberlere iman, kitaplara iman, ahiret gününe iman esasları' bölümlerinden oluşuyor. Ben ‘Münasip bölüm yok' dedim. onlar da ‘Biz emir kuluyuz' dediler. Çok sıkıldım, ‘Ben emir kulu değilim. Ben akademisyen bir insanım. Kim emir verdiyse ona söyleyin, ben yapmıyorum. Nasıl isterseniz öyle yazdırın' dedim.


28 şubatı sulandırmak isteyen chp bunları iyi okusun.. ki zaten 28 şubata destek verenler chp ve diğer bazı partilerdi.
dayatmalar sonunda iktidar olmak rutin adetlerindendir..
bostancı
Ali Karahasanoğlu - Yeni Akit
2012-04-19

--------------------------------------------------------------------------------

Şık tehdit edince 'Yaşa varol'!
Çevik Bir tutuklanınca: Rövanş!

Patronu Aydın Doğan'dan, alnının teri ile kazandığı tazminatını daha alamayan bir muhabir, yargılandığı 'odatv davası'nda suç vasfının değişme ve tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak tahliye edilmesinin akabinde, cezaevi önünde bağıracak: "Bu komployu kuran polisler, savcılar ve hakimler bu cezaevine girecek. Bunun mücadelesini vereceğiz."

Kim bu muhabir?

Kim bu, Aydın Doğan'dan tazminatını alamayan, ama ağır ceza hakimlerine, savcılara, polislere "Cezaevine gireceksiniz" diyerek posta koyan muhabir?

Ahmet Şık..

Aslında Ahmet Şık, bu söyleminde yalnız da değildi..

Daha öncesinde de, Veli Küçük paşasından tutun, Çetin Doğan paşasına kadar.. Muzaffer Tekin yüzbaşısından tutun, Serdar Öztürk binbaşısına kadar.. Hepsi mahkeme heyetini, savcıları ve polisleri benzer şekilde tehdit etmişlerdi:

"Biz o kürsüye, siz bu sanık sandalyesine oturacaksınız" demişlerdi.

Bu söylem geliştirilirken, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu'ndan, solcu sözde aydınlardan, CHP yönetiminden tek itiraz gelmiş miydi?

Gelmemişti..

"Ne saçmalıyorsunuz siz? Böyle intikamcı söylem size fayda değil, zarar getirir" hatırlatmasını yapan, tek kişi yoktu..

Tam aksine, el altından yaptırdıkları haberlerle/maaşlı elemanları yazarlarla, "Yaşa varol Ahmet. Arkandayız. Söyle, daha fazlasını söyle" diyorlardı. "Yaşa Çetin Paşa yaşa.. Sizinle gurur duyuyoruz.. Biraz daha gayret, savcıyı, hakimi, sanık sandalyesine oturtacağız. Yakındır" diyorlardı..

Gel zaman.. Git zaman..

Biraz da kendilerinin kışkırtması ile, "2003 darbesine dava açılıyor da, AK Partililerin hocasına karşı yapılan 28 Şubat'a niye sessiz kalıyorlar" tahriklerinin sonucunda....

28 Şubat'ın bazı isimleri derdest edilince...

Birden bire "intikamcı söylem"in yanlışlığını hatırlayıverdiler.

Aslında 28 Şubatçıların soruşturulmasında "intikamcı söylem" de yok ama.. Onu bile, "intikamcı süreç" olarak niteleyip, "tu kaka" ilan ettiler.. 28 Şubatçıların gözaltına alınmaları ile birlikte, hemen isyanı başlattılar: "İntikamcı mantıkla yargılama olmaz."

İşte böyle..

Çarkçılar, işbaşında..

Bir öyle.. Bir böyle..

Kendilerine gelince intikamın kralını dillendiriyorlar.. "Kana kan, intikam" demedikleri kalıyor..

Başkalarına gelince, normal soruşturmaların bile gölgelenmesi için, "İntikamla adalet olmaz" diyorlar..

¥

12 Eylül darbesi ile ilgili davada, Kenan Evren'in ve Tahsin Şahinkaya'nın tutuksuz yargılanmasına itiraz ediyorlar: "Tutuklu yargılanmayacaklarsa, 12 Eylül'e dava açılmasının ne anlamı var ki? Mahkeme, 12 Eylül darbesinin sanıklarını ilk duruşmada sanık sandalyesine bile oturtamayacaksa, hastane raporu ile duruşmadan kaçılacaksa, buna yargılama mı denir?"

Aynı kafanın, Silivri'deki Engin Alan için, Mehmet Haberal için, Mustafa Balbay için söylediklerini hatırlıyor musunuz?

Bakın ne diyorlardı: "Yargılamada esas olan tutuksuz yargılamadır. Niye tutukluyorsunuz? Ne istiyorsunuz kahraman generallerimizden? Kaçacaklar mı sanki? Tutuksuz yargılasanız ne olur yani?"

Evren'in tutuklanmasını isterken, Balbay-Haberal için söylediklerini unutuyorlar.

Balbay-Haberal için konuşurken, Evren ve Şahinkaya için söylediklerini unutuyorlar.

¥

Bekir Bozdağ sormuş: "O zaman tankları kim yürüttü?"

Soru, Çevik Bir'in 28 Şubat darbesinde yaşananların tamamını, Bakanlar Kurulu ve MGK kararları ile yapıldığını söylemesi üzerine gündeme geliyor.

Çevik Bir, "Hocam emretti. Biz yaptık" deyince..

Bekir Bozdağ da, "Tankların yürütülmesini de 'Hoca'n mı emretti?" anlamına gelmek üzere, "Tankları kim yürüttü?" şeklinde imalı bir soru yöneltiyor.

Bence Çevik Bir'in cevabı hazırdır. Hürriyet'te sürmanşetten verilmişti.. İzzettin İyigün isimli bir general, "Kimsenin haberi yoktu. Tankları Sincan'da ben yürüttüm" demişti, seneler öncesinde.. "O kahraman benim" dercesine..

O zamanlar "tankı yürütmek" kahramanlıktı..

Şimdi "cezaevi yolculuğu"nun gerekçesi..

Acaba İzzettin İyigün Paşa yine aynı kanaatte midir? Tankları yürütenin kendisi olduğunu, bugün de söyleyebilir mi?

Yoksa o "üstlenme" de 28 Şubatçıların bir operasyonu muydu?

Bugünler için; "kafa karıştırma" amaçlı hazırlık mıydı?



BU ÇARPIK DAVRANIŞLARININ ANLAMI, NASIL İŞİMİZE GELİYORSA ÖYLE, BİZ YAPTIK OLDU DEMEKTİR.

İŞTE BU KAFA, ÇAĞDAŞ KAFA İMİŞ. SEVSİNLER...
bostancı
BİR AYET
Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
Bakara Suresi 109. Ayet


BİR HADİS
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım."
Tirmizi, Da'avat 106
bostancı

YENER DÖNMEZ

Mağdurum diyip cuntacılarla iş tutmak

28 Şubat'ın kendisini de mağdur ettiğini, “fişlendiğini” söyleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun o dönem cuntacılarla iş tuttuğu ortaya çıktı.

Yeni Akit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez, Cuntacıların REFAHYOL'u devirip yerine Mesut Yılmaz hükümetini getirince, Kılıçdaroğlu'nun da görevden alındığı koltuğa jet hızıyla döndüğünü hatırlattı ve şöyle yazdı:

“Çünkü kendisi, batmakta olan OYAK İnşaat'ın yüzde 25'ine SSK'yı fahiş rakamla ortak etmiş, ortaklık sözleşmesine ‘SSK ihalelerinin önce OYAK İnşaat'a ihalesiz verileceği, OYAK İnşaat istemezse ihaleyle başka şirketlere verileceği' şeklinde akla ziyan bir madde konulmuştur.”

Dönmez'in yazısının tamamı şöyle:

Erdoğan ve mağduriyet

28 Şubat soruşturması başladıktan bu tarafa ortalık mağdurdan geçilmiyor.

Sonunda Kemal Kılıçdaroğlu da "Ben de mağdurum" deyince bu yazıyı mağduriyet ve ahlak ekseninde yazmak şart oldu.

28 Şubat mağduru olmak ya da olmamak çok önemli değil.

Önemli olan insanların hayattaki duruşudur. 28 Şubat'ta, sonrasında ve şimdi nasıl durduğunuz önemli.

Kılıçdaroğlu, "Ben de mağdurum" demek yerine 28 Şubat mamulü kesintisiz eğitim uygulamasına son verilmesi konusunda kararlılık göstermeliydi.

O zaman Kılıçdaroğlu'nun samimi olduğuna inanırdık.

Bu duruşu göstermedikten sonra sözlerin çok da anlamı kalmıyor.

Başbakan Erdoğan tepeden tırnağa kadar bir 28 Şubat mağdurudur.

Belediye Başkanlığı'ndan alaşağı edilme, hapse atılma, siyasi haklarının elinden alınması gibi her türlü mağduriyeti yaşadığı gibi, çocukları başörtülerinden dolayı kendi ülkelerinde okuma imkanı bulamamış ve yurtdışına gitmek durumunda kalmışlardır.

Eşi; çocukları gurbette, kocası hapiste gözleri yaşlı, kalbi hicran içinde kalmış, öz vatanında parya muamelesi görmüştür.

"Sıkma başlının kocasından başbakan mı olacak?" diye örtüsünden dolayı isim takmalar ve hakaretlere maruz kalmıştır.

Kendisine halkın gösterdiği teveccüh, toplumun pek çok kesiminin uğradığı mağduriyeti onun da aynel yakin yaşaması nedeniyledir zaten.

Erdoğan'ı farklı kılan bu mağduriyetleri yaşarken, şimdi bunun hesabını sorabilen bir konuma gelmesi ve dün de, bugün de duruşuyla kendini ispat etmesidir.

Kılıçdaroğlu, bilançoları sağlıklı olan SSK'yı devralıp batma noktasına getiren bir bürokrat olması nedeniyle REFAHYOL Hükümeti tarafından görevden alındı.

Ancak kendisini 28 Şubat'ın kudretli paşalarının ne kadar önemsediği sonradan ortaya çıktı.

Cuntacılar REFAHYOL'u devirip yerine Mesut Yılmaz hükümetini getirince, Kılıçdaroğlu da görevden alındığı koltuğa jet hızıyla döndü.

Çünkü kendisi, batmakta olan OYAK İnşaat'ın yüzde 25'ine SSK'yı fahiş rakamla ortak etmiş, ortaklık sözleşmesine "SSK ihalelerinin önce OYAK İnşaat'a ihalesiz verileceği, OYAK İnşaat istemezse ihaleyle başka şirketlere verileceği" şeklinde akla ziyan bir madde konulmuştur.

Bu maddeyle OYAK İnşaat fahiş rakamlara SSK'ya inşaatlar yaparak batmaktan kurtulmuştur.

Cuntacı paşalar OYAK'tan ceplerini doldururken, gariban SSK emeklileri ise külliyen zarara girmiş kurumdan aldıkları üç kuruş emekli maaşına talim eder hale gelmişlerdir.

Cuntacılar Kılıçdaroğlu'nu SSK Genel Müdürlüğü koltuğunda istemesin de kimi istesin?

Güçlü oldukları dönemde Cuntacılara yaranmak için garibanın hakkını böylesine peşkeş çeken Kılıçdaroğlu, şimdi mağduriyet edebiyatı yapıyor.

Herkesten çok kararlı ve cesur olmasını bekleyemezsiniz ama hiç olmazsa şimdi samimi biçimde hareket etmek mümkün.

28 Şubat'ın daha silinmesi gereken çok izi var.

Kılıçdaroğlu için bu izler silinirken göstereceği tavır test anlamı taşıyacak.

28 Şubat'ın bütün boyutlarıyla yargılanması ve açığa çıkması için herkese görev düşüyor.

Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde, çeşitli biçimlerde mağduriyet görenler bunlardaki somut suç unsurlarını savcılığa bildirmek zorundalar.

Bu Ordu'dan atılan bir subay, Milli Eğitim'den atılan bir öğretmen, başı ikna odasında zorla açılan bir öğrenci, yeşil sermaye denilerek iş hayatı bitirilen bir esnaf olabilir...

Sağlıklı yargılama için herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.


bostancı
Cevdet Kara - Habervaktim
cevdetkara-21@hotmail.com 2012-04-19


--------------------------------------------------------------------------------

Çevik Bir Paşama haksızlık ediyoruz!
Gazete manşetlerine, köşe yazarlarının yazılarına, televizyon tartışmalarına baktığımız zaman 28 Şubat darbesini hiç kimsenin değil uzaylıların yaptığını görüyoruz…

Herkes Zemzem suyuyla yıkanmış ak kaşık mübarek…
Medyasından siyasetçisine…
Sendikacısından yargısına herkes darbeyi eleştiriyor da başka bir şey demiyor…

İyi de kardeşim o tankları ben mi yürüttüm…
Başbakana ben mi küfrettim…
O gazete manşetlerini ben mi attım...
Hükümeti ben mi istifaya zorladım…
Darbeyi ben mi planladım…

Ben yapmadığıma göre kim yaptı diyorsanız?
“Batı Çalışma Grubu”nun baş aktörü Çevik Bir değil bu…

Gözaltına alınıp tutuklanmadan önceki ifadelerini okuduğunuzda suçsuzun da ötesinde çok masum!

Tutuklayıp cezalandırmak bir yana ödüllendirmek lazım…
Cezaevi yerine Hawaii Adalarına tatile göndermek lazım…

Paşam Türkiye Cumhuriyeti’ni irticai! faaliyetlere karsı korumuş...
Laikliğin ve kemalizmin sadık bir bekçisi olduğunu ispatlamış...
Hem de talimatları Erbakan Hoca’dan almış…

Görevini yapmasın mı?

Paşama bu kadar yüklenmenin ne anlamı var...

Bir ağaca bakıp ormanı görmeyenlerden olduk son zamanlarda...

28 Şubat 1997 tarih ve 406 sayılı “rejim aleyhtarı irticai faaliyetleri önlemeye yönelik tedbirleri” içeren 18 maddelik MGK tavsiye kararlarının üst yazısının “gizli” ibareli belgesi bunu ispatlıyor…

“2945 sayılı MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanununun 9uncu maddesine uygun olarak, MGK Genel Sekreterliği tarafından; EK’te belirtilen tedbirlere ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı ile Bakanlar Kurulu Kararı haline getirilmeyen uygulamaların, sonuçları hakkında belli süreler içerisinde Başbakan, Cumhurbaşkanı ve MGK’na bilgi verilmesi kararlaştırılmıştır.”

Peki, bu yazının altında kimlerin imzası var...

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel…
Başbakan Necmettin Erbakan...
Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller
İçişleri Bakanı Meral Akşener…
Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan…
Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı…
Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Köksal…
Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya…
Hava Kuvvetleri Komutanı Ahmet Çörekçi…
Jandarma Kuvvetleri Komutanı Teoman koman…

Yani anlayacağınız Çevik Bir paşam masum...

Ormandaki diğer ağaçları kimse görmüyor...

Mesela Tansu Çiller niye konuşmuyor…
Turhan Tayan niçin susuyor…
Yağlı kazığa oturtulmaya aday Meral Akşener neden sessizliğini koruyor…

Mesela Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan istifasını sunduktan sonra hükümeti kurma görevini neden Tansu Çiller’e değil de Mesut Yılmaz'a verdi...

Görevi Tansu Çiller alıp hükümeti kursaydı MGK tavsiye kararları yine uygulanır mıydı…

Süleyman Demirel, Tansu Çiller’e güvenmediği için mi yoksa bir yerlerden talimat geldiği için mi görevi Mesut Yılmaz'a verdi...

Tüm bu soruların cevabını vermeden Çevik Bir paşamı suçlamak haksızlık!
Çevik Bir’in ifadelerine bakıldığında paşam haklı!

İsrail-Amerika senaryoyu yazmış…
İçerdeki yerli işbirlikçileri oyuncu diye ayarlamış...
Kostüm, figüran, kamera, ses, görüntü her şeyi hazırlamış…
Sonra da 28 Şubat/PMD’i gösterime koymuş...
Biz hala Çevik Bir adlı figüranın peşindeyiz...
Film oynanacak da kendisi rolsüz mü kalsın…
Hem de bu karda kışta...
Şubatın soğuk ayazında…
Olacak iş mi?

İsrail-Amerika kancıklığa devam ediyor...
Çoban Sülü Güniz Sokak’ta keyif çatıyor…
Aydın Doğan ve avenesi kumar borçlarını sildiriyor…
KESK’i DİSK’i bilumum sendikası hala hükümete kafa tutuyor...
Nuh Mete’si, Vural Savaş’ı bir şey olmamış gibi emekliliğin keyfini çıkarıyor…
İsmail Hakkı Karadayı sanki o dönem yokmuş gibi davranmaya devam ediyor…

Biz hala Çevik Bir’in peşindeyiz!
Bu adalet mi şimdi?


BAŞ SUÇLULAR OLARAK, İSLAMİYETİ İRTİCA DİYE GÖSTERMEK İSTEYENLERDEN KORKARAK, MGK NİN ALDIĞI KARARA İMZA ATANLAR:

CUMHURBAŞKANI DEMİREL,
ERBAKAN, TANSU ÇİLLER VE MERAL AKŞENER DE YARGILANMALIDIR.

NE DEMEKTİR ALTINA İMZA ATMAK. NEDEN BİZ BU ALINMAK İSTENİLEN KARARLARI KABUL ETMİYORUZ DİYE ŞERH DÜŞMEDİLER..

YOKSA, AMAN BİZ BUNLARIN DÜMEN SUYUNDAN GİDELİM DE İKTİDARDA KALALIM DİYE Mİ DÜŞÜNDÜLER..
DÜŞÜNMÜŞSELER, TAM DA İSABET YAPTILAR HAAAA...

ADAMLAR BİLDİKLERİNİ YAPTILAR, DEMİREL MASONU, İKTİDARI ERMENİ ASILLI MESUT YILMAZA VERDİ.
MGK KARARLARINDA BİLE OLMAYAN TANKLARI YÜRÜTTÜLER. BAŞ ÖRTÜLÜLERİN ÜZERLERİNE YÜRÜDÜLER,
ORDUDAN SIRF İNANÇLI MÜSLÜMAN OLDUKLARI İÇİN SUBAYLARI İHRAÇ ETTİLER, İHRAÇ ETMELERİNİ BIRAKIN BİR YANA, HİÇ BİR DEVLET DAİRESİNDE DE ÇALIŞAMAZ DİYE HEM AHLAKSIZ VE HEM DE VİCDANSIZ BİR KARAR ALDILAR.
SİZİN GİBİLERİNİN VİCDANLARINA TÜKÜRMEK LAZIM.

LA BU MÜSLÜMAN SUBAYLARI PERİŞAN ETMENİN, ÇOLUĞUNU, ÇOCUĞUNU AÇ SUSUZ BIRAKMANIN MANASI NEYDİ. YOKSA SİZ İŞGAL ORDULARI ORDUSUNU MU TEMSİL EDİYORDUNUZ.

PEYGAMBER OCAĞI DİYEREK İFTİHAR ETTİĞİMİZ ORDUYA BAKIN. BELKİ AVUÇ İÇİ KADAR OLMAYAN BİR GRUP EN KRİTİK NOKTALARI ELLERİNE GEÇİRMİŞLER, İSLAMİYETE SAVAŞ AÇMIŞLAR.

PEYGAMBER ORDUSU DİYENLERE DE BU TAKIM, NE PEYGAMBERİ, ATATÜRK ORDUSU DEDİLER, YANİ ATATÜRK ORDUSU DİNSİZ MİDİR DEMEK İSTEDİLER.. ????

ŞİMDİ BİLHASSA O 28 ŞUBATÇILAR YAPTIKLARI BU DENSİZLİKLERİNDEN DOLAYI HESAP VERSİNLER, BUNA MESUT YILMAZ DA, GIYABEN ECEVİT DE, BAHÇELİ DE VE BUNLARIN UZANTILARI DA DAHİL OLMALIDIR..

YOK ÖYLE BİZ YAPTIK OLDU DEMEK. DERSENİZ HESABINI DA VERİRSİNİZ.

ADAMLARA BAK, SANKİ İFTİHAR ETTİKLERİ ATATÜRK, TÜRKİYEYİ MUZ CUMHURİYETİNE ÇEVİRİN DEMİŞ BUNLARA..
NE GÜZEL YAV..ATATÜRK Ü DE DEĞİL, ONUN İSMİNİ ZİKREDEREK, KALKAN OLARAK, ZIR OLARAK KULLANARAK
İSLAMİYETE AÇIKÇA VE NET BİR ŞEKİLDE SALDIR. MÜSLÜMAN KİŞİLERİ PERİŞAN ET..NE GÜZEL MEMLEKET BE

BUNA MEN DAKKA DUKKA DENİLİR..
BAHÇELİ EFENDİ DE, İKTİDARDAN DÜŞTÜĞÜNÜZDE İP İLE YARGILANACAKSINIZ DİYOR AKP YE...

28 ŞUBAT ARTIĞI OLARAK İKTİDARDA İKEN SEN, İKTİDARDAN DÜŞTÜN AMA YARGILANMIYORSUN.

YARGILANMALARINIZ GEREKİR..AKP SENİN VE SİZLER GİBİ MÜSLÜMANLARA MI, İSLAMİYETE Mİ ZARAR VEREN İŞLER YAPTI.

İKTİDARDAYKEN, DEVLETİ İFLAS ETTİRDİNİZ BE..MANDA VALİSİ KEMAL DERVİŞE TESLİM ALDIRDI SİZİ IMF...

HALA DAHA KONUŞUYORSUN. YARGILAYIN BU BAHÇELİYİ DE MESUT YILMAZI DA..

BOYUNDAN BÜYÜK LAFLAR ETMEĞE BAŞLADI ÇÜNKÜ..ONU BUNU YARGILAMAĞA KALKIYOR, ÜLKEYİ İKTİDARLARINDA PERİŞAN ETMİŞ BİR KİŞİ OLARAK..

VE YAPTIĞI ANLAMSIZ ÇIKIŞLARLA, YARGIYA HAKARET ETMESİNDEN DOLAYI EN BAŞTA YARGILANMASI GEREKENLERDEN BİRİSİ DE KEMAL GANDİ BEYDİR.

HERKES HADDİNİ BİLECEK. YOK ÖYLE PROPOGANDA İÇİN TÜRKİYENİN ALEYHİND ÇALIŞMAK.

İKTİDAR OLACAKMIŞLAR.. GÖRDÜK İŞTE 1997 DE İKTİDAR OLDUNUZ DA NE YAPTINIZ. HER ŞEYİ YÜZÜNÜZE GÖZÜNÜZE BULAŞTIRDINIZ, SADECE BANKALARIN BATMASI VE 300 MİLYAR DOLAR CİVARI BU ÜLKEYE ZARAR VERMELERİNİN SORUMLULARI OLARAK YARGILANMANIZ YETER DE ARTAR BİLE....
bostancı
Bu bina çöker, altında kalırsın

Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'nin yürüttüğü 28 Şubat soruşturmasında her geçen gün yeni bir mağduriyet ortaya çıkarken o yıllarda attığı manşetlerle sürece tepki gösteren gazeteci Mustafa Karahasanoğlu sessizliğini Cihan Haber Ajansı (Cihan) için bozdu.

“Makamıma gelen iki kişi ‘Devlet, bekası için her şeyi göze alır, bu bina çöker, altında adamlarınla beraber kalırsın' dedi. Gazetenin önüne el bombası konuldu. Binamız Kalaşnikof'la tarandı. 300 polis altı saat süreyle gazetede arama yaptı. Oğlum askerliğini yaptığı sırada feci şekilde dövüldü. Dağıtıcılarımız darp edildi, aboneye bırakılan gazeteler çalındı. Asansör gece çalışmaya başlayınca beni almaya geliyorlar diyerek pantolon ve ceketimi giyerdim.” Tüm bunlar Akit Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Mustafa Karahasanoğlu'nun 28 Şubat sürecinde yaşadığı onlarca olaydan sadece hatırlayabildikleri…


28 Şubat sürecinde yaşadıklarını ilk kez anlatan Karahasanoğlu, şöyle konuştu: “O dönemde sistematik bir yıldırma ve sindirme hareketi yürüttüler. Bu hareket sadece askeri kanat tarafından değil, sermaye grubu, ona ilaveten medya ve sivil toplum örgütleri ile birlikte yapıldı. 5'li çete diye tanımladığımız sivil toplum örgütleri bir taraftan, medya diğer taraftan askere destek verdi. Buna mukabil zulümlere, yanlışlara karşı duran mihrakları da sindirmek; susturmak için planlı ve programlı bir hareket yürütüldü.” Mustafa Karahasanoğlu, yürütülen soruşturma sonucunda açılacak davaya müdahil olacaklarını kaydetti.

GAZETE BİNASINI KALAŞNİKOF'LA TARADILAR; 300 POLİSLE BASKIN YAPTILAR

Gazetenin haksızlıklara ve yanlışlara direnişini kırabilmek için değişik stratejilerin uygulandığını anlatan Karahasanoğlu, o günlerde yaşadıklarını şöyle dile getirdi: “İlk olarak gazetenin önüne el bombası konuldu. Ardından gece yarısı binayı Kalaşnikof ile taradılar. Kalaşnikof'u orada bıraktılar. Bunun bir anlamı vardı, o da bunun derin devlet tarafından yapıldığıydı. Akabinde 300 tane polisle Akit'e geldiler. Mahkeme kararı ile arama yapıldı. ‘Terör örgütünün silahlarının gazetede bulunduğu' suçlaması ile. O zaman Cumhuriyet'ten Hikmet Çetinkaya, ‘Terör Örgütünün Merkezi' diye yazı yazdı. Emin Çölaşan da destek verdi bu yazıya. Polis geldi ama elhamdülillah hukuksuzluk olmadığını gördüler. Keskin nişancıları çevredeki binalara dikerek gazeteyi sabah 10.00'dan 16.00'a kadar aradılar. Kardeşim Ali İhsan ile beni gözaltına aldılar. Emniyete ...ürdüler. Ali İhsan'ı hakkında bir soruşturma bulunmadığı için serbest bıraktılar; ancak benim Cuma dergisinde kaleme aldığım “Disiplinsiz Paşalar” diye bir yazım vardı. Bu yazıdan dolayı hakkımda soruşturma açılmıştı. O soruşturmanın ardından açılan davada duruşmaya katılmadığım için hakkımda gıyabi tutuklama kararı çıkmış. Beni nezarete attılar. Ertesi gün mahkemeye çıkardılar. Mahkemeye çıkarken, beni basın yolu ile işlediğim suçtan değil, ‘karşılıksız çek vermişim de onun için hakkımda tutuklama kararı çıkarılmış' diye medyaya yanlış ifadelerle aksettirdiler. ‘Yani Akit'in genel yayın yönetmeni karşılıksız çekten tutuklandı' diye kamuoyuna lanse edildi. Bu iddianın hiç aslı yoktu. Örneğin burada Nedim Şener ya da diğer arkadaşlar gazetecilik suçundan içeri alındı deniliyor. Ondan değil. Halbuki ben gazetecilikten, yazdığım bir yazı yüzünden içeri alınıyorum ama karşılıksız çekten suçlanıyorum. ‘Maddi hata olmuş, ‘yanlışlıkla ifade etmişiz' diyorlar daha sonra.”

MAKAMIMDA TEHDİT EDİLDİM

Makamında açıkça tehdit edildiğini belirten Mustafa Karahasanoğlu, Refahyol hükümetinin sona ermesinin hemen ardından 1997 yılının eylül ayında yaşandığını söylediği o görüşmeyi şöyle aktardı: “Gazeteye geldiler. Sivil giyimliydiler. ‘Devlet, bekası için her şeyi göze alır, bu bina çöker altında adamlarınla beraber kalırsın.' diye beni tehdit ettiler. Bunlar belli mihraklardan gelen insanlardı. Derin devlet dediğimiz yapıdandı. Bizi tehdit edenlere ben de cevaben ‘Bu devletin bekasını siz mi, biz mi tehdit ediyoruz? Ben kadere inanırım; şurada merdivenden aşağı inerken kayıp beyin kanamasından ölmeyeceğimi kimse garanti edemez. Bunun dışında da bina çöküp altından sağ çıkmayacağımı da kimse garanti edemez. Bu devletin bekasını tehdit eden esasında sizin anlayışınız. Ben diyorum ki Müslümanlar ile uğraşmayın; İmam Hatip okulları ile uğraşmayın, başörtüsü ile uğraşmayın. Bu insanlar vatanseverdir, vatana ihanet etmezler; çünkü vatan sevgisi imandandır. Devletin bekası için milletin var olması gerekir. Millet olmadığı zaman devlet olmaz. Onun için bu milletle kavga etmeyin. Sokağa çıkıp sorun ‘Şu Kur'an kursunu kapatmaktan dolayı millet ‘Allah razı olsun devletimize, ne iyi yaptı da şu Kur'an kurslarını kapattı' diyorsa siz devletin bekasını temel alıyorsunuzdur. Ama ‘Devletim niye dinimle uğraşıyor?' diyorsa milleti küstürürsünüz. Küstürünce devletin bekasını tehdit altına sokmuş olursunuz' diye aşağı yukarı 1,5 saat süren diyaloga girdik. Sonra çekip gittiler.”

YAZARIMIZA KOMPLO KURULDU

Baskılardan sonuç alamayan odakların, yazarlarına yönelik karalama kampanyası yürüttüğünü hatırlatan Mustafa Karahasanoğlu, gazetenin etkili yazarlarından ###### Karakaya hakkında dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'i öldürtmek için adam kiralamak iddiası ile soruşturma başlatıldığını ifade ederek şöyle devam etti: “İddiayı ortaya atan Kasım Gençyılmaz, daha sonra Karakaya'ya mektup yazdı, helallik diledi. Gençyılmaz'a Nuh Mete Yüksel, ‘Senin durumun kötü. Düzeltebiliriz. Yalnız böyle bir iddiada bulunacaksın.' demiş. Gençyılmaz da bunun üzerine ‘Tarabya Oteli'nde Karakaya beni kabul etti, yanında da bir İranlı vardı. ###### Karakaya, Renault arabasına binen, hali vakti yerinde olan, 10-20 milyon ödeyecek biri değil. Senaryo inandırıcı olsun diye güya İranlı biri de varmış yanlarında. ###### Karakaya ve ###### Maden, iddianın ardından 7 gün Terörle Mücadele'de tutuldu. İki ###### olduğunu iddia etmiş Gençyılmaz. Bizde de iki ###### olduğu için iki ###### gitti, beş ###### olsa beş ###### gidecekti. Orada gözaltında tutulduktan sonra mahkemeye sevk ediliyor. Mahkemede teşhis yapılacak. Allah büyük, eğer samimiyet ve ihlas içinde olursanız yardım ediyor. Mahkemeye çıkmadan önce Kasım Gençyılmaz'a, ###### Karakaya'nın gençlik resmini gösteriyorlar. ######'ı sivil polislerin arasına koyacaklar ve Kasım'dan teşhis etmesini bekleyecekler. Belki karıştırabilir, onun için yerini tarif edelim, işi garantiye alalım diye akıllarından geçiriyorlar. ###### Karakaya'nın soldan üçüncü olduğunu da belirtiyorlar. Kasım Gençyılmaz, ######'ın karşısına geçince sol sağ, sağ sol oluyor. Bu sefer kendine göre soldan üçüncüyü gösteriyor, polisi işaret ediyor. Hakim emin olup olmadığını soruyor, ‘Eminim' diyor; halbuki polisi gösteriyor.”

ARKADAŞIMIZ, SANIK OLDUĞU DAVAYA AKREDİTE SEBEBİYLE GİREMEDİ

Karahasanoğlu, 28 Şubat döneminde akreditasyon konusunda yaşadıkları bir olayı da şöyle anlattı: “Yazarımız Yaşar Kaplan, bir yazısından dolayı 28 Şubat sürecinde Genelkurmay'da 10 gün gözaltında tutuldu. Orada da çok trajikomik olaylar var. Hem yazarımız hem yazı işleri müdürümüz sanık olarak askeri mahkemede yargılandı. Akredite uygulaması sebebiyle bizi mahkemeye almıyorlar. Sadece sanıkların girebileceğini belirtiyorlar. Kapının önünde epey mücadele ettik. İstihbarat Daire Başkanı ile görüşüp davayı takip edeceğimizi dile getirdik. ‘Olmaz' dedi, bizi salona almadı. Oysa Yazı İşleri Müdürümüz sanık. Önce gidiyor mahkemeye, o da içeri girmeyi talep ediyor. İzin verilmiyor. Yarım saati geçiyor. Yazı İşleri Müdürü'nü gelsin diye anons ediyorlar. O davayla ilgili haberi diğer meslektaşlarımızdan alarak yayınladık.”

DAĞITICILARIMIZ DARP EDİLDİ, ABONEYE BIRAKILAN GAZETELER ÇALINDI

28 Şubat sürecinde gazete üzerindeki baskıların personeli olumsuz yönde etkilediğine de temas eden Mustafa Karahasanoğlu, şunları kaydetti: “Tabii gazeteye yapılan baskılar ister istemez çalışanlarımızı p...olojik bakımdan sıkıntıya soktu. Pek çok arkadaş dayanamayarak görevi bırakmak zorunda kaldı. Baskı atmosferi vardı ama biz bunlara boyun eğmedik. Yani Kalaşnikof'la gazeteyi taradıkları günün ertesinde ‘Kalleş-nikof' diye başlık attık, ###### Karakaya'yı ...ürdükleri gün ‘Biz size bunu yalatacağız' diye 9 sütuna manşet attık. Allah da bizi mahcup etmedi, mücadelemiz devam etti. Dağıtıcılarımıza onlarca saldırı oldu. Anadolu'nun değişik yerlerinde gazete dağıtımı yapan arkadaşlar görevini bıraktılar. Çorum'da, Erzincan'da, Elazığ'da ve Malatya'da dağıtıcılar darp ediliyordu gece yarısı ya da sabaha karşı. Failler maalesef bulunamadı. Buna ilaveten gazeteler bırakıldığı noktadan birileri tarafından alınıyordu. Dağıtıcı gazeteyi bırakıyor; abone bize telefon açıyor ‘Bana gazete bırakılmadı' diyordu. Birileri gazeteleri toplayıp gidiyordu. Gebze'de bir dağıtıcı arkadaş vefat etti. Bu arkadaş, gece saat 05.30-06.00'da gazete dağıtıyor. Yani trafik sıkışıklığının olmadığı saatlerde... Moto...letine arkadan araç vurdu. Hayatını kaybetti. Fail bulunamadı. Bu tür olayların provokatif olduğuna kanaat getiriyoruz. Yol bomboş. Onun dışında darp edilen, tehditlerden korkarak gazete dağıtmayı bırakan çok arkadaşımız vardı. Onlara da bir şey diyemiyoruz. Garanti edecek durumumuz yoktu. Kimi kime şikayet edecektiniz? Çünkü en başta işi sevk ve idare edenler sizi tehdit ediyordu.”

ALEYHİMİZDE AÇILAN 600 CEZA DAVASININ 150'SİNDE ÇEVİK BİR'İN İMZASI VAR

28 Şubat sürecinde gazete aleyhine açılan davalarla kendilerine p...olojik baskı yapıldığını belirten gazeteci Karahasanoğlu, şu bilgileri verdi: “Bize, 600'ün üzerinde dava açıldı. Bunun 150 kadarı Çevik Bir imzası ile açılmış. Yani Çevik Bir, savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ıslak imzası ile. Bunlar ceza davalarıydı. Tazminat davalarında da Türk Silahlı Kuvvetleri'nden 312 general toplanarak bizi mahkemeye veriyor. Ne kadar rahatsız olmuşlar ki Keşan'dan tutun Ağrı'ya kadar generaller bizi dava ediyor. Çok enteresandır, generalin biri vekalet verirken ‘Boşanma davası dışında' demiş. Yani genel vekalet veriyor, hakkımızda dava açılması için. Herhalde hanımı görmüş vekalet verirken, ‘Aman sakın vekalet veriyorsun sen, boşanma davası da açmasınlar' demiş. Bir başkası dava dilekçesinde ‘Vakıf gazetesinde çıkan yazı' diye bir tabir kullanıyor. General gazeteyi tanımıyor. Bu dava, benim kanaatim Batı Çalışma Grubu'nun sevk ve idaresinde açıldı. Çünkü gazeteyi bilmiyor adam, gazetenin adını bile bilmiyor.”

GECE ASANSÖR ÇALIŞINCA PANTOLON VE CEKETİMİ GİYİYORDUM

Mustafa Karahasanoğlu, 28 Şubat dönemine ilişkin unutamadığı bir anısını da şöyle dile getirdi: “Apartmanın en üst katında oturuyorum. Asansör gece 02.00'dan sonra çalışmaya başlayınca, ‘bunlar beni almaya geliyorlar, kameralar yanlarında olacak' diye aklımdan geçiriyordum. Pijama ile görüntü verip beni aşağılamasınlar diye asansör çalışınca hemen pantolon ve ceketimi giyiyordum. Elbiselerimi giyiyordum ki görüntü alırken Akit'in sahibini pijamalı vaziyette çekmesinler. Aşağı yukarı haftada 1-2 kere gece yarısı elbise giyiyordum. Ayrıca büyük oğlum, 28 Şubat'ta askerdi. Onu orada feci şekilde dövdüler. Oğlumu gazeteye baskın yaptıklarının ertesinde ‘Baban her şeyi anlattı, sen de anlat' diye dövmüşler. ‘Baban kimle görüşüyordu, ne yapıyorsunuz?' diye sormuşlar. Çok kötü şekilde dövdükleri için kulağında hafif arıza kaldı. Korkulara aldırış etmedim. Ama ailem olanları biliyordu, evden çıkarken mutlaka dua okuyarak beni gönderirlerdi.”


LAİKLİKTEN ÇAĞDAŞLIKTAN ATATÜRKÇÜLÜKTEN BAHSEDEN YOBAZLARA BAKIN.
BU KELİMELERİN HANGİSİ BUNLARA BU ÇETECİLİĞİ YAPMAK HAKKI VERMİŞ ACABA?
RESMEN MAFYACILIĞA SOYUNMUŞLAR. HEDEFLERİ DE MÜSLÜMANLIK.
NEDEN? %98 İ BU TİPLERİN MÜSLÜMAN DEĞİL, ATEİST İDİLER DE ONDAN.
MÜSLÜMAN OLAN BİR YETKİLİ İSLAMİYETE SAVAŞ AÇAR MI BE...BE CEHENNEMLİKLER.
bostancı
Kenan Alpay - Yeni Akit
kenanalpay@yeniakit.com 2012-04-19

--------------------------------------------------------------------------------

27 Mayıs'tan 28 Şubat'a: "Made in Kemalizm"
Çevik Bir ve ekibinden bir kısım darbecinin Sincan Cezaevine gönderilmesiyle 28 Şubat'a dair hayırlı bir dalga başladı. Bir hafta öncesinde 12 Eylül dosyasının görülmeye başlamış olması Ergenekon ve Balyoz dava süreçlerinin soyağacının çıkarılmaya niyetli olunduğunun önemli bir göstergesi sayılmalı. Şimdi sırada 27 Nisan e-muhtırasına ilişkin dosyanın açılması icap ediyor.

Darbelerin ve Darbecilerin Muharrik İdeolojisi!

Olmuş-bitmiş darbe süreçleri için eski defterleri karıştırmanın ne âlemi var, dünyaya despotik bir ülke görüntüsü vermeyelim, medya ve üniversiteleri bu sürece dâhil etmekten sakınılmalı, yargı ve iş çevrelerine karşı aman ha bir cadı avı başlatmayın, diye birileri yırtınıyorlar.

Hesap tam olarak görülmesin ve örgütlenme modeli çökertilmesin ki şartlar müsait olunca aynı kadrolar durumdan vazife çıkarmakta zorlanmasınlar. Yeni 'Balans Ayarları' ve 'Topyekûn Savaş' manşetleriyle 'Silahsız Kuvvetler' kolaylıkla seferber edilebilsin ve benzer darbe süreçleri inşa edilebilsin yani. Kurtulmasından iyice ümit kestikleri birkaç kötü adam ile dosyayı kapatmayı başarmak demek şartlar müsait olunca siyaset ve topluma diş göstermek demektir. Böyle bir ihtimalin sıfırın altına düşürmesi kesinlikle şarttır.

Gözaltı, savcılık, mahkeme ve cezaevi süreci için sırasını bekleyenler arasında en önemli ve öncelikli iki isim kim? Tereddütsüz herkes dönemin genelkurmay başkanları İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu ismini telaffuz edecektir. Darbe sürecinin merkezinde yer alan TSK'nın bütün birimleri bu iki ismin emir ve görüşlerine uygun hareket etmişlerdir. Karadayı, kıyıda kenarda sessizce oturmuş tonton bir ihtiyar muamelesi görecek değil herhalde.

"28 Şubat bin yıl sürecek!" kükremesiyle toplumda yaşanan gerilim ve korkuları pekiştirmeyi hedefleyen Hüseyin Kıvrıkoğlu'nu ne yapmalı peki? Sindirilmiş, korkutulmuş, hak ve özgürlükleri elinden alınarak tek tipleştirilmiş bir toplum imal etmek için askerî vesayet sopasıyla terör estirmeyi marifet bilen Kıvrıkoğlu'nun şu cümlesi de atlanmamalı: "28 Şubat 1923'te başladı."

28 Şubat darbe sürecinin başlangıç noktası için 1923'ü adres gösteren bu beyanın atlanması veya önemsizleştirilmesi mümkün değildir. Tek Parti dönemi gibi 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbeleri gibi 28 Şubat da "Made in Kemalizm"dir. TSK ve bürokratik oligarşinin diğer unsurları tarafından Tek Parti döneminden bugüne siyaset ve topluma karşı müdafaa edilen Devlet ve Resmi İdeoloji değil midir?

Partiler, dernekler, vakıflar, Kur'an kursları kapatan veya kitaplar, dergiler, gazeteler, diller, kıyafetler yasaklayanların temel hedefi neydi? Cumhuriyetin Atatürkçü karakterini muhafaza ve müdafaa etmek ve bunları topluma bir deli gömleği gibi zorla giydirmek en temel misyonları değil miydi? Başörtüsü yasağı, zorunlu-kesintisiz öğretim dayatması, kamusal hayatın siyasi, iktisadi ve kültürel boyutlarıyla tamamen İslamsızlaştırılması vs. için bu kadar uğraş vermelerinin çok hayati bir nedeni olmalı.

İslam'ı Zayıflat ki Kemalizm ve Emperyalizm Güçlensin!

İttihat ve Terakki gibi Kemalist kadroların da ezeli ve ebedi düşmanı "irtica-mürteci" karakteridir. Kemalizme uyum sağlamadığı veya hizmet etmediği hemen her durumda İslam ve Müslümanlar "irtica-mürteci" suçlamasıyla yok edilmesi gereken 'İç Düşman' konseptinde muamele görür ve görmüştür de. İslam'ın kamusal hayattan silinmesi ve kalplere hapsedilmesi yani laiklik ve Kemalizmi ikame etmek için yapıldı bütün bunlar.

Darbe süreçlerinin NATO-ABD-İsrail destekli yürütülmesinde dahi Türkiye için söz konusu olan Kemalist iktidar sınıflarının İslam ve Müslümanlara karşı desteklenmesidir. Toplumunun karakterinden İslam'ı kazıyıp atmak için en uygun formül olsa olsa askerî darbe politikalarıyla ayakta tutulabilecek Kemalizme yatırım yapmaktan geçiyordu. NATO'yu, ABD'yi veya İsrail'i gösterip TSK ve bürokratik oligarşinin diğer bileşenlerini örten darbe tahlilleri yanlış ve yanıltıcıdır. Darbeler ve darbeciler önce ideolojik ve sınıfsal olarak Kemalizme sonra da ABD, NATO ve İsrail'e hizmet etmektedirler.

Bakın bu birbirinden koparılması mümkün olmayan bağlantıyı Çevik Bir Middle East Quarterly'in 2002 Güz sayısında İsrailli siyaset bilimci Martin Sherman ile birlikte yazdığı makalede nasıl vurguluyor: "Türkiye'de ordu laik Kemalist Cumhuriyet'in mirasını korumakla yükümlüdür. Ülkenin yüzünü İslam'a dönmesini, İsrail-Türk askerî ilişkilerinin tehlikeye atılmasını izlemeyeceğiz."

Onun içindir ki, darbecilerin kimliğiyle, ideolojisiyle hesaplaşamayanlar kendi kimliklerini yeterince koruma ve geliştirme bilincinden de mahrum kalmaktadırlar.


HEP DİYORUZ YA, BUNLARIN ELLERİNDE, KEMALİZM, ATATÜRKÇÜLÜK, LAİKLİK HEP KÖTÜ NİYETLERİNE ZIRH OLARAK KULLANILMIŞTIR. BAŞ HEDEFLERİ DE İSLAMA SALDIRIDIR, SİNDİRMEKTİR. DAHA DOĞRUSU SİNDİRMEK İSTEMELERİDİR DE BUNU BİRAZ ZOR YAPARSINIZ, DAHA DOĞRUSU HİÇ YAPAMAZSINIZ. GÜCÜNÜZ YETMEZ ÇÜNKÜ. TÜRLÜ YALAN VE İFTİRALARINIZ DA YETMEZ, SİZ DE YETMEZSİNİZ.
ALLAH KORKUSU YOK Kİ İÇİNİZDE...LAİKLİĞİ, KEMALİZMİ KENDİLERİNİ BÜYÜK BİR YANLIŞLIKLA DİN YAPANLARDAN BAŞKA NE BEKLİYORSUNUZ...???

bostancı
Ali Karahasanoğlu - Yeni Akit
2012-04-20


--------------------------------------------------------------------------------

28 Şubat'a niye müdahil oluyoruz?
Akit, niçin 28 Şubat soruşturmasına müdahale talebinde bulunuyor?

Cezaevinde yatmakta olan 150 bin kişiye 20-25 kişi daha katılsın diye mi?

Hayır...

Çevik Bir ile, Erol Özkasnak ile çok eski yıllardan gelen bir şahsi garezimiz olduğu için mi?

Hayır..

İntikam için hiç değil.

Ya ne için?

Bir hakkın tespiti için..

Yoksa bize ne, Özkasnak'ın denize nazır villasında bahçesini sularken gözaltına alınıp, bundan sonraki hayatının bir dönemini dört duvar arasında geçirecek olmasından?

Ne olacak ki, Özkasnak cezaevine girince, ne geçecek bizim elimize?

O Bodrum'da villasında keyif yapacağına.. Sincan Cezaevi'nde yatsa ne olacak?

Kime ne faydası olacak?

Ama lütfen yani..

Lütfen, birileri denize nazır villasında keyif yapmak için, halkın sırtına da basmasın yani...

"Ülkeyi; karanlığa ...ürmek isteyenlerden kurtarıyoruz" diyerek, devletin hazinesinden milyar dolarlar uçurulmasın yani..

Yeni Özkasnak'lar çıkmasın.. Yeni Özkasnak'lar, Kazıklı Voyvoda'lığa soyunmasınlar..

Bunun için 28 Şubat soruşturmasına müdahil olacağız.

Bazıları suç işlediğinde cezaevine atılıp, bazıları suç işlediğinde takipsiz kalmaması için.

Ağlatılan üniversiteli kızların uğradıkları haksızlıkların, yapanların yanına kâr kalmaması için. Kamuoyu vicdanının sızlamaması için.

Yaptıkları hukuk cinayetlerini, bir küçük özür ile dahi geçiştirmek istemeyenlerin, kibirlerinin kırılması için.

Bugün hâlâ "demokrat pozları"na bürünerek, tepemizde boza pişirme niyetinde olanların deşifre olmaları için.

Evet, darbeyi ön safta durarak gerçekleştiren askerler gözaltına alınacak ki, medya ayağı da ortaya çıksın..

Medya ayağı ortaya çıkacak ki, bugün dahi, 28 Şubat'taki konumlarının aynısını sürdürenlerin gerçek yüzleri deşifre olsun.

O sürecin Fatih Çekirge'sinin.. Ertuğrul Özkök'ünün.. Emin Çölaşan'ının, Bekir Coşkun'unun.. Saygı Öztürk'ünün hesap vermesi gerekir ki, bunların 2012 versiyonları, toplum mühendisliğine soyunmasın..

Dün bir Akit çıktı, o sürece baş kaldırdı..

Yapılmak istenen oyunları, tüm çıplaklığı ile ortaya koydu.

Olur ya, yeni darbeler vizyona girdiğinde, bir Akit daha çıkmayabilir.

Onun için, önceki darbelerin cezasız kalmaması gerekir.

Yeni darbecilerin, eskilerde yaşananlardan cesaret almaması gerekir..

Bugün itibari ile geriye bakıyorum..

Gerçekten yüklendiğimiz ağır bir yük imiş..

Aklınızdan öyle bir düşünce hiç geçmediği halde, "ordu düşmanı" olarak lanse edildiğiniz bir süreç.

Kendi çocuklarının Güneydoğu'da askerlik yapmaması için elli takla atanların, bizleri "ordu düşmanı" olarak takdim ettiği günler..

Bu ülkenin hiçbir suça karışmamış çocuklarının, teröristlerden daha tehlikeli gösterildiği günler..

"Rakı.. Rakı.. Rakı isterim" diye tepinenlerin... Büyük bir başarı kazanmış gibi toplumun önüne çıkıp caka sattığı.. Habercilerin de "rakı"cıları "savaş kazanmış kahraman" gibi gösterdikleri günler..

O günlerde doğruları yazmak, yürek istiyordu..

Yazdık..

Bedelini; mahkemelerde hesap vererek, gözaltılarda kalarak ödedik..

Tazminat cezaları ile ödedik..

Bundan sonrasında, "doğruyu yazma" sebebi ile kimseye bedel ödetilmesin..

Bunun için 28 Şubat soruşturmasına müdahil olacağız.

Hukuka saygımızdan dolayı müdahil olacağız.

Bugün dahi devam eden, Güven Erkaya davasının doğru bir sonuca kavuşması için müdahil olacağız.

Evet, içimde ukdedir..

Bir mahkeme, "Hakkımızı helal etmiyoruz" manşeti sebebi ile, ###### Karakaya ve Abdurrahman Dilipak'ı astronomik tazminata mahkum etmişti.

O karar sebebi ile Abdurrahman Dilipak'ın evi satışa çıkarıldı..

O kararı iade-i muhakeme yolu ile bozdurmak için, 28 Şubat'a müdahil olacağız.

28 Şubat'ta yaşananları, o kararların nasıl alındığını, gazetecilerin evlerini satışa çıkartacak kadar gözü karalıkları deşifre etmek için, 28 Şubat'a müdahil olacağız..

Ve inşaallah, kazanacağız!





bostancı
Şevki Yılmaz - Yeni Akit
2012-04-20
--------------------------------------------------------------------------------

İntikam değil intikal var!
Bismillahirrahmanirrahim

Yaratıcımız, yaşatıcımız ve yöneticimiz Allah'ın (c.c) ilke ve ınkılabı olan Dinimiz İslam; tüm insanlığın inanma, inandığını yaşama, akıl, sağlık, nesil (namus), üretim ve tüketim emniyetini sağlayan yegane Nizamdır.

Bu sebeble 28 Şubat'ta sivri güçlerin aldığı ve uygulamaya koydurttuğu İnsan hak ve hürriyetlerine yönelik saldırılar, İslam Nizamına açılmış bir savaştı. Bu muazzam Nizamın yaşanıp, yaşatılmasına savaş açanların acı sonlarını ibretle izliyoruz. Makamına, servetine ve silah gücüne güvenenlerin batışını, bitişini ve adalet önüne intikalini Rabbımıza hamd ve şükürle izliyoruz.

Milli sermayeye yeşil damgası vurarak soygunlara, vurgunlara ve banka hortumlamalarına yol açan Karunların sihirbazları olan kiralık ve satılmış kalemler artık yalan ve iftira dolu haberleriyle halkımıza büyü yapamıyorlar. Patronlarının Holdinglerinden beraber zıkkımlandıkları Paşa iken maşa haline dönüşenlerin yanına intikal edecekleri günü büyük bir heyecan ve telaş içinde sabırsızlıkla bekliyorlar!

Efendileri Siyonist İsrail'in Filistin'deki zulüm ve vahşetinin Ankara'da protesto edilmesinden rahatsızlık duyup Sincan'da tankları yürütenler, şimdi aynı Sincan'a intikalle mazlum Bekir Yıldız kardeşimin misafiri oldular.

Mazlumlar ve mağdurlar ise kendilerini ağlatan, ülkesine ve milletine ihanet eden mandacı zalimlerle yüzleşmek, hesablaşmak ve adil kararların müjdesini duymak için mahkeme salonuna intikal hazırlığındalar.

Bursa'da İmam Hatib Lisesi'nde okurken örtüsü sebebiyle Polis coplarının darbelerinden kaçarken kendisine çarpan minübüsün altında ayağını kaybeden Dilek Gürgen kızımız, protez ayağıyla duruşmalara katılarak zalimlerin hazin sonuna tanıklık etmektedir.

Asırlarca Peygamber Ocağı olan Ordumuzda "bir saat nöbetin bin yıl nafile ibadetten üstündür" inancıyla görev yaparken sırf Allah'a (c.c) Kul, Resulullah (sav) Efendimize ümmet olduğu için atılan, şeref tacı Komutanlarımız da intikale hazırlanıyorlar. Hele ordumuzdan ihrac edildikten sonra çalışmaya başladığı Urfa belediyesinden de attırılınca maddi sıkıntılar sebebiyle bunalım geçirerek Öğretmenevinin 9.katından atlayıp Urfa'da intihar eden Binbaşı Abdulmuttalib Yıldırım kardeşimizin yetimleri de bu intikali ibretle izlemekteler.

Kamusal alana Allah'ın ilkeleri giremez diyerek Allah'a saygının merkez üstü Namaz emri ile haya ve edebin simgesi örtünme emrini yasaklayanlardan ve islami ilkelerle mücadele edenlerden intikamını alacağını "Bu ceza, onların, Allah'a ve Rasulüne karşı gelmeleri, düşmanca davranmaları sebebiyledir. Kim Allah'a, Allah'ın dinine, Allah'ın samimi kullarına düşmanca davranırsa, bilsin ki Allah, düşmanlık etme suçlarına denk, onları adâletle cezalandırma gücüne sahiptir. (Haşr S.4)"

"Gerçekten Allah ve Resûlü'nün koyduğu ilkeleri tanımayıp kendileri ilke koyarak başkaldıranlar, kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa biz Onları uyarıcı apaçık ayetler indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap vardır. (Mücadele S.5)" ilahi mesajlarla haber veren ve zalimlerin sonunu bir bir mazlum ve mağdur kullarına gösteren Allahımıza hamd olsun.

Mazlumların ve mağdurların yıllarca süren gözyaşları ve ahını yerde bıraktırmamak için Anayasa referandumuyla tüm Hukuk ve adalet yollarını açtırtan milletimize ve bu inançla nöbete devam eden iktidarımıza selam olsun. Allah yar ve yardımcıları olsun.


ABDULMUTTALİP YILDIRIM İSİMLİ RAHMETLİ BİNBAŞIYI VE ONUN GİBİ SUBAYLARI, İSLAMİYETE SAVAŞ AÇARAK AÇLIĞA MAHKUM EDENLERE LANET OLSUN...
bostancı
Ali Karahasanoğlu - Yeni Akit
2012-04-21

--------------------------------------------------------------------------------

Darbeci kafa tiyatroda hortladı!
"28 Şubat bile sorgulanıyor. Türkiye'de darbeler dönemi bitti artık" deniliyor..

Ben "Hayır" diyorum..

Niçin?

Çünkü, 28 Şubatçıların yargılanması çok önemli bir adım olsa da, "Darbeciler tüm kamu kurumlarından temizlendi" diyemeyiz!

Bu tespitimi duyar duymaz, birileri hemen tepinecek..

"Bunlar da bir türlü tatmin olmuyorlar. 12 Eylülcüler yargılanıyor. Balyozcular yargılanıyor. 28 Şubatçılar yargılanıyor. Hâlâ 'Atılacak çok adım var' diyerek, daha fazlasını, daha fazlasını istiyorlar" diyecekler..

Hayır, sürekli daha fazlasını, daha fazlasını istiyor değiliz..

En başından beri, istediğimiz tek şey, darbeci kafa nerede varsa, oradan silinip süpürülmesi..

Ne gibi mesela?

Somut örneğini vermeden önce, temel ilkede anlaşalım.

Temel ilke ne?

Yönetimin kaynağını demokratik ilkelerde görenlerin, bu ilkeye aykırı her türlü seçkinci tavırları, darbedir..

Biraz felsefi oldu galiba!

Açalım.

Hem diyorlar ki, "Beşer üstü bir gücün emirleri ile yönetilmek istemiyoruz. Her türlü kararımızın kaynağı, insanların talepleri olmalı.. İnsanların talepleri de, çoğunluğa göre belirlenmeli.."

Sonra dönüyorlar, "üç tane adam"ın isteğini, yüz binlere dayatıyorlar.

Yani, darbe yapıyorlar..

Beş tane general yönetime el koyarsa, kla... darbe oluyor da.. Üç tane general hükümeti fiilen istifaya zorlarsa, postmodern darbe oluyor da.. Üç tane seçkinci sanatçı(!), tiyatro alanında kendisini "tek belirleyici" gösterirse, bunun adı darbe olmaz mı?

Evet, işin adını koyalım..

Bahsettiğimiz konu, İstanbul Şehir Tiyatroları'ndaki darbe kafasının yapmak istediği.

Nedir olay?

Olay şudur.

Bütçesini İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin karşıladığı, Şehir Tiyatroları diye bir kurum var.

Para, belediyeden..

Para belediyeden ise, sorumluluk ve yönetim, kimde olmalı?

Tabii ki belediyede..

Geçtiğimiz hafta, Kültür Sanat sayfamızda çıkan haberle gündeme geldi ki, davul belediyenin elinde imiş, tokmak ise üç tane darbeci kafanın..

Nasıl oluyormuş bu iş?

Efendim, adı üstünde, tiyatro ya.. Tiyatro sanat imiş. Sanat da, özgür ortamda yapılırmış..

Eeee.

Onun için, parayı belediyeden alır, cebe indirirlermiş ama.. Oynayacakları oyunları, kendileri belirleyeceklermiş.. Sadece oyunları değil, oyunların içeriğini de kendileri belirleyeceklermiş!

Mesela, Kadir Topbaş Beyefendi'nin atadığı Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Hanım'a soruyorlar: "Hayalin ne?"

Ayşenil Hanım'ın cevabı şu:

"Nietzsche, Dürrenmatt yapmak istiyorum ama, bugün itibariyle Nazım Hikmet'in Kadınların Savaşı eseri, kafamda öncelik kazanmış proje olarak duruyor."

İşe bakın siz.

Hanımefendiyi atayan Kadir Topbaş.

Ama hangi oyunun oynanacağını, Kadir Topbaş değil, hanımefendi kendi kafasına göre belirliyor.

Tekrar hatırlatayım, para kendi ceplerinden çıksa... Hiç itirazım olmaz..

"Bize ne, Ayşenil Hanım istediği oyunu tabii ki seçer" deriz.

Ama, seçim sandığı vatandaşın önüne konulunca, Nazım Hikmet kafasındakiler üç oy beş oy ile avuçlarını yalıyorlar..

Necip Fazıl'ı, Mehmed Akif'i, muhafazakar sanatçıları önceleyen siyasetçiler ise sandıkları patlatıyorlar..

Sonra Nazım Hikmetçiler tiyatronun başına oturup, "Nerede kalmıştık" diyerek, kaybettikleri seçimin galibi imişler gibi, tadını çıkartıyorlar..

Darbecilik, işte bu.

Dolayısı ile, askeriyedeki darbeciler gözaltına alınmakla bu iş bitmez.

Medyadakilerin gözaltıları ile bitmez..

Her alandaki darbeciler hesap vermeliler..

Nasıl ki, "Cumhuriyeti biz kurduk, biz koruruz" kafasındakiler bugün hesap veriyor.

"Sanatçı olan biziz. Hangi oyunu oynayacağımıza biz karar veririz. Belediye parayı verir, başka şeye karışamaz" diyenlere de aynı hesap sorulmalıdır..

Sorumalıdır ki, yönetmelik değiştirilip, oynanacak oyunları belirlemede, iki-üç bürokrata da oy kullanma hakkının tanınmasını "İstifa ediyoruz" diye tepkiyle karşılayan hokkabazlar, hadlerini bilsinler..

Nazım Hikmet'i önceleyeceklerse, önce sandıkta halktan gerekli desteği alsınlar.

Alamıyorlarsa, halkın istediği oyun hangisi ise, ya onu oynasınlar ya da gidip evlerinde otursunlar!




7/8 yaşlarında çocukken büyük bir zalimlikle duvarlarda yürüyen kertenkeleleri, taşlarla yaralar, tekrar tekrar taş atar parçalardık, ama kuyrukları gene hareket ederdi, kuyruklarını da parçalardık gene sallarlardı.
işte bunları ne kadar yok etseniz gene kertenkeleler gibi kuyruklarını sallarlar. kolay kolay yok olmazlar. inat ve inançsızdırlar çünkü..

Bu ülkenin aleyhinde kasıtlı olarak çalışanların hepsinin cezasını başta kendileri olmak üzere kimse merak etmesin,
bunlara gerek bu dünyada ve gerekse öteki dünyada gerekli cezaları verecek olan eşşiz kudret sahibi yüce Allah tır.
halleri de her iki dünyada da haraptır. daha da beter olsunlar derim...
bostancı
###### Karakaya - Yeni Akit
2012-04-21


--------------------------------------------------------------------------------

O para, Güven Erkaya'nın ailesinden tahsil edilmelidir!
"28 Şubat" denildi mi; akla ilk gelen isimler elbette Çevik Bir'dir, Erol Özkasnak'tır, Doğu Silahçıoğlu'dur, Doğu Aktulga'dır... Ama, son günlerde tüm bu generallerden söz ediliyor da, meselâ, Güven Erkaya'nın adını anan yok!..
Oysa Güven Erkaya;

"28 Şubat'ın 1 Numarası"dır!..
Erkaya, bu darbenin "Abi"sidir, "Akıl Hocası"dır!..

28 Şubat'la ilgili hangi taşı kaldırırsanız, altından Güven Erkaya çıkar!
Zira, Batı Çalışma Grubu onun komutanlığında kurulmuştur... Hükümeti "tehdit" eden açıklamaları en çok yapan odur... Öyle bir "Erbakan düşmanı"dır ki; bu düşmanlığını hem "söylem"leriyle, hem de "eylem"leriyle göstermiştir.

"BANA RAKI GETİR!"
Bilirsiniz;

"İrticaya karşı verdiği mücadele"nin sembol eylemi "rakı" istemektir.
Olayı biliyorsunuz...

1996 Ağustos'unda yapılan "YAŞ toplantısı"nın sonunda, Erbakan Hoca; "YAŞ üyesi komutanlar"a "Başbakan" olarak "yemek" veriyor.
O yemekte, bütün misafirlere "portakal suyu" ikram ediliyor... Güven Erkaya, "Erbakan'ın ipliğini pazara çıkarmak"(!) için, "emir subayı" olan Kaya Albay'ı çağırıyor ve emir veriyor:

"Git, bir rakı al da getir!"
Gerisini, Güven Erkaya'nın kendi ağzından dinleyelim;

"Biraz sonra garson bir kadeh rakıyı, görünmesin diye peçete kâğıdına iyice sarılmış olarak getirdi... Bardağın etrafındaki peçeteyi çıkarıp, garsonun eline tutuşturdum ve 'Bu böyle daha güzel gözüküyor' diyerek gülümsedim.
Rakıdan bir yudum aldım. O sırada Genelkurmay Başkanı geldi. Başbakan onu doğrudan yemek masasına aldı.. Ben de, sofrada yerime oturdum. Rakı bardağımı da önüme koydum. Her masanın başında iki garson bekliyor ve kimseye sormadan bardaklara portakal suyu dolduruyorlardı.

Genelkurmay Başkanı'nın bardağına da portakal suyu koydular, ama o, 'Ben şarap içeceğim' dedi. Bana portakal suyu koymak istediklerinde garsona, 'Ben rakıya devam edeceğim, sen şu rakı şişesini servis masasına koy, kadehim boşaldıkça doldurursun' diyerek karşı çıktım.
Portakal suyu servisi bitti, yemeğe geçilmeden evvel basın ve medya mensuplarını içeri aldılar. Ben rakıyı ön plana geçirdim, etrafındaki bardakları kenara çektim.

Genelkurmay Başkanı'nın şarabı, fotoğrafçılar gittikten sonra geldi. Resim ve film çekenler baktılar ki, bir tek benim önümde içki var, hepsinin ilgisi benim rakı kadehime yöneldi. Benim rakı kadehi ertesi günkü haberlerin de odak noktasını oluşturdu. Böylece Erbakan'ın oyunu bozulmuş oldu.
Yemek bitti, eve geldim.

Yatmak üzereyken telefon çaldı.
Genelkurmay Başkanı telefondaydı; 'Aferin Güven, rakı istemekle çok iyi yaptın. Ben de biliyorsun şarap isteyip içtim' dedi.

Bu; Refah Partisi'yle, iktidardaki ilk karşılaşmam idi."
Güven Erkaya;

İşte böyle bir "laikçi" idi!..
İşte böyle bir "irtica düşmanı" idi.

Türkiye'yi, "rakı" içerek kurtaracağını sanan "laikçi bir vatansever"di!.. Ona göre; "portakal suyu" içenler "irticacı ve vatan haini" idi!..
Herhalde anladınız;

Güven Erkaya liderliğindeki generaller, "rakı" ve "şarap" içerek, "sarhoş kafayla" yaptılar "28 Şubat Darbesi"ni!.. "Kafaları ayıkınca" da, Erbakan'ı aramaya başladılar, iyi mi?..
Bana göre; "28 Şubat"ın sembolü, asla "Sincan'da yürütülen tanklar" değildir... 28 Şubat'ın sembolü "rakı"dır, "şarap"tır!..

Mucidi de, Güven Erkaya'dır!..

GENELKURMAY'IN PARALARI ADD'YE

Madem Güven Erkaya'dan açtık sözü, devam edelim öyleyse...
Efendim, Tansu Çiller'in eski danışmanlarından Hüseyin Kocabıyık son günlerde "28 Şubat hatıraları"nı kaleme alıyor... Yeni Asır gazetesinin 15 Nisan tarihli nüshasında, "Bir 28 Şubat İcraatı Daha" başlıklı bir yazı kaleme almış ve "Güven Erkaya'nın bilinmeyen bir icraatı"ndan söz etmiş...

Ne yalan söyleyeyim;
Kendimi, bir "Güven Erkaya Uzmanı" zannederdim... Ama, Erkaya'nın "terörle mücadele"ye ayrılan paraları iç ettiğini ben de bilmiyordum.

Hüseyin Kocabıyık yazmış da öğrendim.
Efendim, yazı şöyle:

"Kesin olarak bilmesem ve inanmasam bu yazıyı yazmazdım.
28 Şubat madem yargılanıyor, bütün gerçeklerin ortaya çıkması tüm toplumun yararınadır.

İşte şimdi 28 Şubat'ın bilinmeyen bir tarafını daha açıklıyorum...
Herkesin bildiği bir gerçek, 28 Şubat'ta hangi taşı kaldırsan altından şimdi hayatta olmayan devrin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya çıkar.

28 Şubat'ın yasadışı örgütlenmesi Batı Çalışma Grubu onun komutanlığında kuruldu.
Kamuoyuna en sivri açıklamaları o yaptı.

Hükümeti MGK'da ve dışarda en fazla o tehdit etti.
Başbakan'ı rakı muhabbetiyle küçük düşürmek için özel bir çaba gösterdi.

MGK'da Başbakan Erbakan'a nasıl el hareketleri yaptığını, aynı kurulun üyesi Meral Akşener'den dinledim ben.
Güven Erkaya öldü gitti, eğer hayatta olsaydı onun sicilini biraz daha açardık ve kendimizin batırdığı Kocatepe Muhribi'nden başlardık.

Güven Erkaya 28 Şubat'ın en militan generaliydi.
28 Şubat evrakının yıllar sonra Gölcük Donanma Üssü'nden çıkması tesadüfi değildir.

Ama General Erkaya'nın marifetleri sadece 28 Şubat'ta yaptıklarıyla da sınırlı değil.
Daha komutanlıktan ayrılmadan 28 Şubat sonrası için çalışmalar da yapmıştır.

Bu çalışmalardan birisi de Atatürkçü Düşünce Derneği'nin yurt sathında ve Avrupa'da örgütlenmesidir.
Bu çalışmaları; bilin bakalım hangi parasal kaynağı kullanarak yaptı Güven Erkaya?

Genelkurmay Başkanlığı'nın terörle mücadele için ayırdığı yasal ve örtülü kaynakları kullanarak.
Milyonlarca lira kaynak kullandı bu hesaplardan Atatürkçü Düşünce Derneği kurmak için.

Bu çalışmalar için Avrupa'ya gitti... Orada kurulan derneklerin hepsi Güven Erkaya tarafından kurulmuş ve finanse edilmiştir.

KIVRIKOĞLU DURDURDU

Ta ki General Karadayı'nın yerine Hüseyin Kıvrıkoğlu gelene kadar.
Kıvrıkoğlu Paşa bu harcamaları görünce çok fena sinirleniyor.

Zira Kıvrıkoğlu ciddi bir komutandır. Bakmayın siz onun "28 Şubat bin yıl sürecek" filan dediğine, bildiğim kadarıyla darbeci bir asker de değildir.
Güven Erkaya'nın yaptığı şeyin hem askerin görevi olmadığını hem de suç olduğunu bildiği için bu çalışmayı hemen durduruyor.

Evet, 28 Şubat'ın en militan generali Güven Erkaya, Genelkurmay'ın örtülü ve açık fonlarını kullanarak Türkiye ve Avrupa'da Atatürkçü Düşünce Dernekleri kurdu.
Yeni Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da buna tepki gösterdi ve bu çalışmayı durdurdu.

28 Şubat soruşturmasında bunun da araştırılması gerekiyor.
Çünkü harcanan o paralar milletin parası...

Bu derneği, biz en son darbe tezgahlamak için Cumhuriyet mitingleri yapanların arasında görmedik mi?
Başkanları halen darbecilik suçuyla yargı önünde hesap vermiyor mu?

28 Şubat, Güven Erkaya, ADD, Cumhuriyet mitingleri, Şener Eruygur, Ergenekon, Balyoz ve Genelkurmay bütçesinden harcanan paralar...
Bütün bunları zihin tuvalinize bir resmedin bakalım, ortaya ne çıkıyor?.."

Evet, Hüseyin Kocabıyık'ın, Yeni Asır'daki yazısı böyle... Dediği şu:
"Güven Erkaya; terörle mücadeleye ayrılan parayla Atatürkçü Düşünce Derneği'ni finanse etmiştir... Yurt içinde ve yurtdışında kurulan bütün ADD'ler, Güven Erkaya tarafından örgütlenmiştir!..

Madem 28 Şubat araştırılıyor, o halde Erkaya eliyle ADD'ye aktarılan milletin parası da araştırılmalıdır."
MALVARLIĞI DA ARAŞTIRILMALI

Kocabıyık'a aynen katılıyorum.
Hatta, "Yetmez" diyorum.

Evet, yetmez!..
"Terörle mücadele" için ayrılan para, "Erkaya'nın kendi parası" olmadığına, yani kendi cebinden çıkmadığına göre, bu para ADD'den ve "varis"lerinden tahsil edilmelidir!..

Hatta ve hatta;
Erkaya ailesinin "malvarlığı" da yeni baştan masaya yatırılmalıdır.

¥ Malûm, Güven Erkaya, ölmeden önce Etiler Alkent'te, değeri "1.5 milyon dolar" olan "lüks bir daire" satın almıştı... "Güven Erkaya'nın, hangi parayla satın aldığı" merak edilen bu dairede eşi Gülden Erkaya tek başına oturuyor.
¥ Erkaya ailesinin, yine Alkent'te "ikinci bir dairesi" bulunuyor. Onun değeri de, "2 milyon dolar" civarında!..

Pardon, pardon...
¥ Daha önce Etiler Alkent'te 2, Ulus Kibele Konutları'nda ise 1 dairesinin olduğu belirlenen Erkaya ailesinin Etiler'deki Aktek Sitesi'nde "4. bir dairesi" daha varmış, iyi mi?!?

HANGİ PARAYLA ALDILAR?
Şimdi sormak gerekmez mi;

Güven Erkaya veya ailesi; Alkent Kibele ve Aktek Sitesi'ndeki, toplam bedeli "5 milyon dolar"ı bulan lüks daireleri hangi parayla satın aldı?..
Öyle ya;

Erkaya, görevde olduğu dönemde "2.100 dolar" maaş alıyordu... 2.100 dolarlık maaşla, "5 milyon dolarlık bu daireler" nasıl alındı?..
Buyursunlar, cevabını versinler!..

Şimdi diyeceksiniz ki;
"Adam öldü gitti... Şimdi ADD'ye aktardığı parayı ailesinden istemek de neyin nesi?.. Ortada bir suç varsa, bunun faturasını ailesi niye ödesin?"

Siz de haklısınız...
Ama, ben de derim ki; "Erkaya'nın rantı"nı yiyen bir aile, müsaade edin de "fatura"sını da ödesin!..

Ne yani;
Oturdukları veya kiraya verdikleri o "lüks daireleri" kendileri mi aldılar?.. Hepsi Erkaya'dan miras!..

Kaldı ki;
O evlerin alımında da, pekalâ "terörle mücadele parası" kullanılmış olabilir!..

Bu da araştırılmalıdır!..
HAKKIMIZI HELÂL ETMEYİNCE!

Hatırlarsınız... Güven Erkaya öldükten sonra, "28 Şubat'taki icraatları"nı hatırlatıp, demiştik ki;
"Hakkımızı helâl etmiyoruz."

Vayy sen misin bunu diyen?..
Resmen "linç girişimi"ne maruz kalmıştık... Hiç, ölünün arkasından konuşulur muymuş?..

Biz de cevap vermiştik;
Evet, dinin buyruğu "Ölülerinizin arkasından konuşmayın" şeklindedir... Ama Güven Erkaya "bizim ölümüz" değil ki!..

Sağlığında da bizden değildi,
Öldükten sonra da!..

Derken, "Erkaya rantı"nı yemeye devam eden ailesi, hakkımızda dâvâ açtı...
Mahkeme karar verdi:

"Hakkımızı helâl etmiyoruz diyen Akit gazetesi ve yazarları Abdurrahman Dilipak ile ###### Karakaya suçludur, manevi tazminat ödemelidirler!"
Mahkemenin bu kararı üzerine "Erkaya ailesi" ne yaptı biliyor musunuz?.. Dilipak ve benim evlerime "haciz" koydurdu...

Dâvâ hâlâ devam ediyor!..


O PARADA YETİMİN HAKKI VAR!

Merak ediyorum;
Bizim evlerimizi "haciz"le sattırıp, alacakları parayı ne yapacak Erkaya ailesi?.. "Güven Erkaya'nın anısı"na, ...ürüp Atatürkçü Düşünce Derneği'ne mi verecekler yoksa "Etiler'de lüks bir daire" daha mı alacaklar?..

Orasını bilmem...
Bildiğim şu ki:

"Erkaya ailesinin malvarlığı" bir an önce masaya yatırılmalı ve o "mal-mülk"te "terörle mücadele parası" var mıdır, yok mudur araştırılmalıdır!..
Yok bile olsa, o "lüks daireler" sattırılıp, "ADD'ye aktarılan para" kendilerinden tahsil edilmelidir...

Öyle ya;
O para, milletin parası!..

O parada "yetimin hakkı" var!..


Sakarya'da neler oluyor?
Bazı vatandaşlar, dün arayıp; "Hürriyet'ten Yalçın Bayer'e cevap vermeyecek misiniz?" dediler... "Ne cevabı?" deyince, "Senden söz etmiş" dediler... Acaba nasıl söz etmiş?.. Telefonlar üzerine, açtım Hürriyet'i, Yalçın Bayer'in "Sakarya'da mobbing" başlıklı yazısını okudum...

Yalçın Bayer, özetle; "Sakarya Üniversitesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bıraktığı gibi değil... Üniversitede bazı hocalar taraf oluşturmuşlar, keyfi olarak karar veriyorlar, kimsenin huzuru yok... Sanki, rektöre karşı bir kamplaşma var" diye yazmış...
Haa, yazının benimle ilgili kısmı da şu: "Üniversitedeki huzursuzluğu anlayabilmek için; ###### Karakaya'nın 10.1.2012 tarihli Akit'teki yazısını mutlaka okumak gerekiyor. (...) Danıştay saldırısına da ışık tutan Karakaya'nın belgesel nitelikteki bu yazısı çok önemliydi ama niye sessiz kalındığını anlamak mümkün değil."

Yalçın Bayer'in yazısı, bu minval üzre devam ediyor... İyi de, bu yazının nesine cevap vereyim ben?.. Ne yani; "Böyle bir yazı yazmadım" mı diyeyim?.. Yalçın Bayer, nihayetinde; Sakarya Üniversitesi ile ilgili bazı iddialar atmış ortaya... Benim eski bir yazımı da "kaynak" göstermiş... Sadece teşekkür ederim kendisine...
Doğru söze hacı emmin ne desin?!?..



GÜVEN ERKAYA GENERAL DEĞİL AMİRALDİR.

HAKKINDA YAZILANLAR DOĞRU İSE İYİ İŞLER BECERMİŞ.
AMA, MİLYON DOLARLIK DAİRELERİ MEMUR MAAŞIYLA NASIL ALMIŞ ACABA DİYE DÜŞÜNMEDEN EDEMİYOR İNSAN.

GÖSTERİŞLE BİR TEHDİT YAPIYOR. RAKI İSTİYOR MASAYA, ORTAMA UYACAK YERDE, ORTAMI GERİYOR KASITLI OLARAK.. GENEL KURMAY BAŞKANI DA AFERİM İYİ Kİ RAKI İÇTİN BEN DE ŞARAP İÇTİM DİYOR. AFERİM. TEBRİK EDERİM. NE DE GÜZEL YAPMIŞSINIZ.

İÇKİ İÇMEK AYRI, BÖYLE KÖTÜ NİYETLE GÖSTERİ YAPMAK AYRIDIR. RESMEN İNANANLARLA ALAY ETMEK İSTEMİŞLERDİR.

NORMALDİR, BUNLARIN TAPTIKLARI DA YILLARCA BU DEVLETİ RAKI MASALARINDAN KAFALARI ÇEKEREK PROMİLİ YÜKSEK ALKOLLER İLE YÖNETTİKLERİNİ SANMIŞTILAR.

HALA 28 ŞUBATÇILARI AKLAMAĞA ÇALIŞANLARDAN, KİN İLE HAREKET ETMEYİN DİYEN KEMAL KILIÇDARA BİR ÇİFT SÖY SÖYLEYELİM. SEN YAPILMASI GEREKEN TEK DARBE OLAN 12 EYLÜL KENAN EVREN DARBESİNE KİN İLE MÜDAHİL OLUYORSUN, AMA SENİN PARTİNİN LEHİNE YAPILAN 28 ŞUBATA ARKA ÇIKIYORSUN.

VATANDAŞLAR BUNLARI HEP NOT EDİYOR BAY GANDİ BEY.

YALANA, İFTİRAYA, VİCDANSIZLIKLARA, HAİNLİKLERE SIĞINIP BU DOĞRULTUDA İŞLER ÇEVİRENLERİN HANGİSİ BU ÜLKEYE DOSTTUR, MERAK EDİYORUM.

VATANINI SEVEN DE NET BİR ŞEKİLDE BELLİDİR, İHANET EDENLERDE. BUNLARI İLK BAKIŞTA ANLAMAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
VE ONLARI GÖGÜSLERİNDEKİ DİKENLER İĞNELEYECEKTİR..HER İKİ DÜNYADA DA....

bostancı
Cumhurbaşkanı seçimleri ne zaman yapılacak?

Bir televizyon progrmaına katılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

'Cumhurbaşkanı seçimlerinin Ağustos'ta yapılmasını bekliyorum''

Kılıçdaroğlu, ''Cumhurbaşkanı profilini belirlediniz mi?'' sorusu üzerine, halkın sevdiği, saygı duyduğu, geçmişiyle halka güven veren, dünya liderleriyle rahat ilişki kurabilecek ve merkez sağın da rahatlıkla oy vereceği bir profil düşündüğünü ifade etti.

Ağustos ayında Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimi bekleyip beklemediğinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, ''Evet. Yasayla anayasada değişiklik yapılmaz. Böyle bir hukuk garabeti ilk kez Türkiye'de oldu'' dedi.


HALA AYNI KAFA.
FİTNE ADAM ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR DER KİTABIMIZ.
ÇIKARTILAN KANUNLARIN GERİYE UYGULANAMAYACAĞINI HALA ÖĞREMEDİN Mİ SAYIN KILIÇDAROĞLU.

CUMHURBAŞKANI SİZDEN OLACAK VE ESKİLERDE OLDUĞU GİBİ EĞER SİZ İKTADARDA DEĞİLSENİZ, DEVLETİN İŞLEMESİNİ VETO' LARLA ENGELLEMEĞE Mİ ÇALIŞACAKSINIZ TEKRAR..

SİZDEN ÇUMHURBAŞKANI OLMASINI NEDEN İSTİYORSUNUZ. İŞİNİZE ÖYLE GELİYOR DEĞİL Mİ, AHMET NEÇDAT SEZER
ZAMANLARINI UNUTMADIR. BİR KULAĞI SİZDEYDİ...

NE YAPARSAN YAP BAY GANDİ, YAPTIKÇA BATIYORSUN, DAHA DA BATACAKSIN, SENİ BEN BİLE KURTARAMAYACAĞIM..
bostancı
BİR AYET
Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
Şuara Suresi 24. Ayet


BİR HADİS
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım."
Tirmizi, Da'avat 106
bostancı
Serdar Arseven - Yeni Akit
sarseven@hotmail.com 2012-04-22

--------------------------------------------------------------------------------

Mehmet Özhaseki-Kemal Kılıçdaroğlu mücadelesi (5)
Dedim ya; Kemal Kılıçdaroğlu, seri yazılarımıza cevap vermeye çalışırken "Ben sahte belgeyle konuşmam!" lafını kullanmakla büyük hata yaptı!..
Mahkeme kararı "yalan söylediğini" tescillemiş filan, ben bunlara bakmam.
Belgeyi buldum mu, ya da yalan belgeyi gerçek diye sunanı buldum mu, doksana takarım!..
Takmaya devam...
Bak Kemal Efendi;
Siz dediniz ki; "Hacı Ali Hamurcu polise kendiliğinden giderek Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile ilgili rüşvet çarkını ayrıntıları ile anlattı..."
Hayır bu doğru değil.
Doğrusu:
"Hacı Ali Hamurcu Emniyet'e kendiliğinden gitmedi; Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı ihbar etti, Emniyet operasyon yaptı. Ve Hamurcu yakalandı!..
*
Bu tamam mı?..
Güzel...
Şimdi gelelim bir diğerine:
Siz dediniz ki;
"Hacı Ali Hamurcu'nun 26 sayfalık ifadesinden 10 sayfası kayıptır!.."
Doğrusu:
"İfadelerin ek...siz olduğu hem Emniyet hem de yargı tarafından ortaya konuldu!.."
*
Bu da tamam...
Bir başkası...
Siz dediniz ki;
"Vali Vekili rüşvet suçu oluştuğunu belirttiği için Gaziantep'e sürülmüştür!.."
Bu da doğru değil!.
Doğrusu;
"Vali vekillerinin bu konularda yetkisi yoktur. Vali Vekili, tayin döneminde tayini yapılan 450 kişiden biridir. Ayrıca Vali Vekili, Kemal Kılıçdaroğlu'nun iddialarını, Gaziantep'ten yalanlamıştır!.."
*
Siz dediniz ki;
"Kayseri Adliyesi'nde trilyonlarca liralık yolsuzluğun konu edildiği yargılama 5 ayda sonuçlanmıştır!.."
Doğrusu;
"Kayseri 21. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki yargılama tam 2 yıl 7 gün sürmüştür. Cumhuriyet Savcılığı'nın Belediye Meclis Üyeleri ve Daire Başkanları hakkında yaptığı soruşturma ise 9 ay sürmüştür!.."
Siz dediniz ki;
"Çavdarlar Petrol ile ilgili olarak 2 katlı bina yerine rüşvet karşılığı 9 katlı bina yaptırıldı!.."
Doğrusu;
"Gittik gördük; benzincinin üstünde öyle bir bina yok!.. Hiç olmamış!.. Olmayan binayı varmış gibi sunulabilmek... Hayret ki ne hayret!.."
Siz dediniz ki;
"Rüşvet çarkına karşılık olarak Hacı Ali Hamurcu'ya 10 trilyonluk teminat senedi verildi, senetteki imzalar da Başkan Özhaseki ile Genel Sekreter'e ait!.."
Doğrusu:
"Senet üzerinde 3 ayrı bilirkişi incelemesi yapıldı. Raporların hepsinde sanette bulunan isim, imza ve kaşelerin Başkan Özhaseki ve Genel Sekreter'e ait olmadığı tespit edildi. Ergenekon iddianamesinde de, bu işte bir e. başçavuş ile H.T. adlı e. generalin parmağı olduğu anlatılıyor!.."
Siz dediniz ki;
"Bu olayla ilişkileri yoksa 10 trilyonluk senedi niçin ödediler?!!"
Doğrusu;
"10 trilyonluk senet ödenmedi ki!!! Üstelik senedin tahsili için yapılan şantajdan dolayı da Belediye yönetimi tarafından suç duyurusunda bulunuldu!.. Ve suç duyusu sonucunda mahkeme "şantaj"dan cezayı kilitledi. (Kayseri 1. Ağır Ceza, 2010/182 E ve 2011/462 K sayılı kararı ile 2 yıl 6 ay hapis ve 62.500 lira para cezası!.. Cezayı yiyen de Ergenekon dosyasında ismi kalın harflerle geçen bir meşhur zat!..)
*
Yav, içim karardı.
"İddialar" ile "gerçekler"i sırala sırala bitmiyor...
Bir liste yaptım; eksiği fazlası, yüz metre tutuyor!..
Bu ne biçim bir mevzudur...
Kemal Efendi; siz siz olun etrafınızdaki kılavuz kargalara dikkat edin...
Hayır, kaset maset vesilesiyle de olsa, Atatürk'ün koltuğunda oturuyorsunuz!..
Ayıp oluyo ama!..
Çok ayıp!..
İyisi mi yol "yakın"ken özür dileyin...
Atatürk yaşasaydı eminim ki sizin adınıza özür dilerdi!..
FACE-NOTUMUZ:
Bu sütunda yer alan bazı konuların ayrıntılarına yer yetmezliğinden dolayı giremiyorum. Ayrıntılar için, http://www.facebook.com/serdararseven1 adresinde buluşabiliriz. Oraya da desteğinizi bekliyorum.


BU DAVRANIŞ, ÇAMUR AT İZİ KALIRDAN DA ÖTE.
DAHA ÖNCELERİ DE BU TİP YALANLARI YAKALANMŞ BİR KİŞİNİN
HANGİ YALANINI DÜZELTECEKSİNİZ Kİ?

O SÖYLÜYOR, SİZ İSTEDİĞİNİZ KADAR İSBATLI DOĞRUSUNU YAZIN, HİÇ ALDIRMIYOR VE YENİ YALANLARINA DEVAM EDİYOR. CEVAP VEREMİYOR, İNKAR ETSE YÜZÜNE VURACAKLAR ÇÜNKÜ. DUYMAZDAN GELİYOR..

SSK GENEL MÜDÜRÜ İKEN, YOLSUZLUKLARDAN DOLAYI BÜLENT ECEVİTİN MÜFETTİŞLERİNCE YAPILAN İNCELEMELER SONUNDA HAKKIND DAVA AÇILIYOR, AMA RAHŞAN ECEVİT AFFIYLA PAÇASINI KURTARDIĞI HALDE:
MÜFETTİŞLER HİÇ BİR ŞEY BULAMADILAR DİYOR BUGÜNLERDE..

NASRETTİN HOCANIN DEDİĞİ GİBİ İNANMASAN SAY DA BAK DİYOR. ARKASINA BAKMADAN DA AYNI YOLDA DEVAM EDİYOR.

BATMAKTA OLAN OYAK'A SSK YI %25 ORTAK YAPMASI DA MI YALAN, SSK NIN AÇACAĞI İHALELERE İLK ÖNCELİĞİN OYAK'VERİLECEĞİ SÖZLEŞMESİ DE Mİ YALAN..VE BU İHALELERDEN OYAK'IN YÜZLERCE TRİLYON EKSTRA KAZANDIĞI DA MI YALAN... NE DERSEN DE...HİÇ ALDIRMIYOR VE YALANLARINI ARKA ARKAYA DİZİYOR.

GEÇENLERDE DAHA İHALESİ YAPILMAMIŞ İŞLER HAKKINDA 30 MİLYAR DOLAR VURGUN VURULACAK DİYE YALAN ÜZERİNE YALAN SÖYLÜYOR, DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇİYOR, AMA KENDİSİNİN OYAK'A SAĞLADIĞI AVANTAJI HATIRLAMIYOR BİLE. SSK YI KENDİ DÖNEMİNDE BATIRDIĞINDAN DA BAHSETMİYOR, EMEKLİ MAAŞLARINI VEREMEYECEK DURUMA GETİRDİĞİNE DE CEVAP VERMİYOR.

HER ŞEY İÇİN BEN YAPTIM OLDU DİYOR. VE BU TAVIRLARIYLA DA BİR KURUMU YÖNETEMEMİŞ BATIRMIŞ OLMASINA RAĞMEN, BAŞBAKAN OLACAĞINI SÖYLEYEREK DEVLETİ YÖNETMEĞE TALİP OLUYOR..

HER ŞEYİ SÖYLEYEBİLİR. SIRTINDA YUMURTA KÜFESİ Mİ VAR?

SİGORTAYI BATIRD DA NE YAPILDI ONA.
DEVLETİ BATIRSA DA DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMAZ, TIPKI 1997 YILINDA İKTİDAR OLAN PARTİSİNİN VE İKTİDAR ORTAKLARININ HESAP VERMEDİĞİ GİBİ...
bostancı
İnançlı insan avına çıkmışlar

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, 28 Şubat Dönemi'nde TSK'da sürdürülen ‘cadı avı' uygulamalarını anlattı.


Emekli Binbaşı Kemal Şahin, “Harp akademilerindeki lojmanlara girerken eşim iki yıl boyunca kendini koltukların arasında sakladı. Bazı arkadaşlar eşini bağajda saklıyordu” dedi.

Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Onursal Başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, 28 Şubat Dönemi'nde TSK'da sürdürülen ‘cadı avı' uygulamalarını anlattı. Başörtülü subay eşlerine yönelik baskı ve korku ortamının, başörtülülerin kendilerini otomobillerde saklanmaya ittiğini belirten Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, “Müthiş bir baskı uygulandı. O dönemde, başörtülü eşini arabasının bagajında taşıyan insanlar vardı” dedi. Tanrıverdi, bu olayın YAŞ mağduru Kurmay Binbaşı Kemal Şahin'in “Bağımsız Türk Mahkemelerinde Yargılanmak İstiyorum kitabında yer aldığını söyledi. Tanrıverdi'nin açıklamalarına konu olan Kemal Şahin de, 1992-1994 yılları arasında Harp Akademisi'nde öğrenciyken yaşadıklarını şöyle anlattı:

Bohça mı çanta mı anlamazlardı

“İki yıl aşağı yukarı Harp Akademileri Komutanlığı'nda öğrenim görürken ben, 1992-94 yıllarında eşim de Sarıyer İmam Hatip Lisesi'nde öğretmendi. Başörtülü idi. Harp Akademileri Lojmanı'na girmek çıkmak için araçlar ve insanlar çok sıkı bir kontrolden geçerdi. Hem lojmanlar hem eğitim kurumları oradaydı. Ben her gün eşimi, yürüme çıkamadığı için araba ile evden çıkardık, 4'üncü Levent'in orada sote bir yer vardı, otobüs duraklarının orada. Eşimi oraya ...ürürdüm, saat 5'de alıp, lojmanlara girerdim. Başörtülü olan eşim ön koltukta değil de, arka koltukta otururdu. Koltuklarla oturulan yer arasında saklanırdı. Her gün bunu temaülen tekrar ederdik, iki yıl boyunca bunu yaşadım. Eşim koltuklar arasına kendini saklardı... Otomobilim Brodway idi, koltukları öne dayardık. Tak diye kendini oraya atardı. Oraya bakan burada bir bohça mı var, çanta mı var der insan olduğu anlamaz.”

Kışın alamadığım zamanlar olurdu

“Bir kere nizamiyeden başörtülü giremezdiniz. Lojmanın evin önüne gelince de orada tedbirli olurduk. Kışın hep karanlık olurdu o saatler, yazları daha tedbirli olurduk. Yani bu iki yıl hayatımızın çok ciddi şeyidir. Onu hatırlıyorum, eşim benim okuldaki, neticede eğitim kursu. Derslerimiz uzardı, eşim dışardan içeriye giremezdi, saatlerce beni beklediğini bilirim. Bir zaman da o kadar yoğun bir şeyimiz oldu ki, birkaç defa eşimi almayı unuttum. Bir başka astsubay arkadaşım da, ben ona bu olayı anlatınca bana eşini yine bagaja koyup getirdiğini söyledi. Bizim yaşadıklarımız budur.”

28 Şubat'ta yanlış yaptık

TÜRK-İŞ Genel Mali Sekreteri ve Demiryol-İş Sendikası Genel Başkanı Ergün Atalay, ‘'28 Şubat'ta Türk-İş ile ilgili o yapının içinde olduğumuz söyleniyor, doğrudur, olmamamız gerekiyordu'' dedi. Atalay, ‘'Herkesin bir öz eleştiri yapması lazım. Bunun için de vatandaş ve kurum olarak yapmak lazım. 28 Şubat'ta Türk-İş ile ilgili bir kanaat var. O işin içinde olmamamız gerekiyordu. Aradan uzun yıllar geçti. Bu öz eleştiriyi de yapmak lazım. Bu öz eleştiriyi dün de bugün de yaptım.”

Rütbeleri de geri alınmalı

Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, ‘'28 Şubat'ta asker maşa olarak kullanılmıştır. Bu sürecin asıl aktörleri içerideki kuklacılar, hortumları kısılmış olan holdingler ve patronlardır. Aktörler, kurdukları sistemler de yargılanmalıdır. Darbe sonucu geldikleri makamlar, rütbeler hükmen ellerinden alınmalıdır. Cemal Gürsel ölmüş olsa bile cumhurbaşkanlığı hükmen iptal edilmeli, rütbesi geri alınmalıdır. Kenan Evren'in bu darbe sonucu aldığı cumhurbaşkanlığı sıfatı kendisinden geri alınmalıdır'' dedi.

Bütün aktörler hesap vermeli

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, “28 Şubat, BBP'nin demokrasi adına, hukuk adına, insan hakları adına, milli iradenin adına en dik duruş gösterdiği dönem olmuştur. Biz 12 Eylül'ün, 28 Şubat'ın tüm yönleriyle soruşturulmasını ve burada kim haksızlık yaptıysa mutlaka hukukun önüne çıkarılmasını istiyoruz. Her iki dönemin de mağdurlarının mağduriyetlerinin tamamen ortadan kaldırılmasını istiyoruz ve 12 Eylül hukukunun da 28 Şubat hukukunun da yok sayılmasını istiyoruz'' diye konuştu.


SAYIN KAMALAK, SEN 12 EYLÜL HUKUKUNU YOK SAYAMAZSIN.
ÇÜNKÜÜÜ....ANAYASA İÇİN YAPILAN REFERANDUMDA, HAYIR DİYENLER, BİLHASSA CHP VE MHP, ŞİMDİ KENAN EVREN YARGILANSIN, ASILSIN (YERİNE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBED) DİYORLAR PERHİZ LAHANA TURŞUSU DER GİBİ.

ŞİMDİ 12 EYLÜLÜN CEZALANDIRILMASINI İSTEYENLER, 12 EYLÜL ANAYASASI DEĞİŞMESİN DİYE OY VERENLER,
İYİ YÜZLÜ DE DEĞİL, POLY (ÇOK) YÜZLÜ DEĞİLLERMİDİRLER...???

YAV ADAM BİR ŞEY YAPARKEN, SÖYLERKEN SAĞINI SOLUNU DÜŞÜNÜR, BEN NE DİYORUM NE YAPIYORUM DİYE DÜŞÜNÜR.
NE KADAR SORUMSUZ İNSANLARSINIZ SİZ. YANİ KOMİK OLUYORSUNUZ, AMA YAPTIĞINIZ BU KOMİKLİĞİNİZE DE ALDIRMIYORSUNUZ....

HEM 12 EYLÜL ANAYASASI VE SİSTEMİ DEĞİŞMESİN DİYORSUN, HEM DE SİZLER GİBİLERİNİN YÜZÜNDEN DARBEYİ MECBURİ OLARAK YAPAN ADAMLARI DIŞLIYORSUN. AFERİM SİZE. PİŞKİNLİĞİN BU KADARINA DA PES DOĞRUSU..

BİZ YAPARIZ OLUR MU DİYORSUNUZ BE DÜŞÜNCESİZLER,,,,SİZ YAPTINIZ OLMADI BEYLER. YAPTIKLARINIZIN OLMADIĞI DA KAFALARINIZA DANK EDECEKTİR BİR GÜN. ZATEN HER SEÇİMDEN SONRA DA DANK EDİYOR AMA, ANLAMAZ, VURDUM DUYMAZ DAVRANIYORSUNUZ. YAKIŞAN BU HERHALDE SİZLERE..
.
NEDEN İKİ PARTİ OLARAK SİZLER 28 ŞUBAT DARBESİNE ÇANAK TUTANLAR OLARAK YARGILANMIYORSUNUZ..??
YARGILANMANIZ LAZIM. ÇÜNKÜ ORDUYU KIŞKIRTANLAR, EN BAŞTA ÇAKMAK YAK, ÇAKMAK SÖNDÜR DİYE PROVASYONLARA BAŞ VURANLAR SİZLERSİNİZ.

İKTİDARI ELE GEÇİRMEK İÇİN:: DYP MİLLET VEKİLLERİNİN ÇOĞUNU PARA İLE SATILIK DANALAR GİBİ SATIN ALARAK ÇOĞUNLUĞU ELDE EDENLER SİZLER DEĞİLMİSİNİZ, DEMİREL MASONUNU DA ARKANIZA ALARAK..

GERİYE ORDUYA MUHTIRA VERMEK KALIYORDU. Kİ BU SİZİN İLK YAPTIĞINIZ İŞ DE DEĞİLDİR. 27 MAYIS SOYTARI DARBESİNİ KİM GERÇEKLEŞTİRDİ.. ??

MENDERES KIYMA MAKİNELERİNDE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİ KIYDIRDI DİYE AHLAKSIZCA YALAN SÖYLEYEREK, 3/5 TANE ONBAŞIYA, DARBE YAPTIRTIP, ONLARDAN İKİSİNİN, İKİ TANE RADYODAN ORDU ADINA: ORDU İDAREYE EL KOYDU DEMESİNDEN HEMEN SONRA PARTİLİLER OLARAK SOKAKLARA DÖKÜLÜP BU DARBEYE ARKA ÇIKANLAR SİZLER DEĞİLMİSİNİZ? SOKAKLARDA HEY HEY DİYE DARBE ÇIĞIRTKANLIĞINI YAPMAKTAN UTANMAYAN, SÖZDE DEMOKRAT GEÇİNEN DESPOT KAFALILAR SİZLER DEĞİLMİSİNİZ??? O ZAMANKİ SİZLERİN PATRONA HALİL DEN NE FARKINIZ VARDI...????

SİZLER YOKMUSUNUZ SİZLER...SANDIKTA YIKAMADINIZ MI GELSİN DARBE..YAZIKLAR OLSUN SİZE. ŞİMDİ DE AYNI ŞEYLERİ, AYNI KIŞKIRTICILIKLARI YAPIYORSUNUZ, DENİYORSUNUZ AMA YEMİYOR..AT TERLİ ÇÜNKÜ...

.SİZİN BİR ÇOK AHLAKSIZ AYDIN DEDİĞİNİZ ANGUT, SOKAKLARDA ORDU GÖREVE DİYE BAĞIRMADI MI...AFERİM BÖYLE DEMOKRATLARA..DÜNYA SİYASİ TARİHİNE YENİ BİR DEMOKRASİ ÖRNEĞİ SUNAN,ÇİN. BU SOKAK ÇIĞIRTKANI DARBE TEŞVİKÇİSİ SERSERİ TAKIMI, BU UYDURUKTAN AYDIN DENİLEN HERİFLER??

O .. İTTİHAT TERAKKİCİLER GİBİ ABDULHAMİT, SARAY BURNUNDAN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİ ÇUVALA KOYARAK DENİZE ATTIĞI YALANINI KOPYA EDEREK KIŞKIRTICILIK YAPAN SİZİN AĞABABALARINIZ DEĞİL MİYDİ...???

İKİ TANE BALDIRI ÇAPLAK DARBECİ İKİ RADYODAN İDAREYE EL KOYDUK DEDİĞİ ANDA SOKARLARA FIRLAYARAK, DARBEYE ÇANAK TUTANLAR, SİZLERİN BÖYYÜK ATALARINIZ DEĞİL MİYDİ.

KESİNLİKLE YARGILANACAKSINIZ. ÖLSENİZ DE YARGILANACAKSINIZ. EN BAŞTA İSMET İNÖNÜ OLMAK ÜZERE..

TALAT AYDEMİR DARBEYE TEŞEBBÜS ETTİ DİYE, İSMET İNÖNÜ ASTIRTTI ONU DA KENDİSİ NİYE ASTIRILMADI Kİ BAŞ
DARBECİ KIŞKIRTICISI ODUR. DARBECİLERİN BAŞI ODUR.
ŞARTLAR OLUŞTUĞUNDA DARBE MEŞRU OLUR DİYEREK, DARBENİN ALT YAPISINI YAPTIĞI ÇEŞİTLİ PROVOKASYONLARLA OLUŞTURAN ODUR. EN BAŞTA YARGILANMASI GEREKEN BU DESPOT KAFADIR..

Kİ BUGÜN 23 NİSAN.. PADİŞAHI KOVMUŞUZ DA DEMOKRASİ GETİRMİŞİZ.
AL SANA BÖYLÜK BİR YALAN DAHA.. HANGİ DEMOKRASİYMİŞ O....
1920 DEN 1950 YE KADAR DEMOKRASİ VARMIYMIŞ..NE DEMOKRASİSİ..HA ÖRTÜLÜ DEMOKRASİ DERSENİZ OLUR.
CANLARI NE İSTERSE O ZAMANIN İKTİDARLARI YAPMADILAR MI, BUNA YARGISIZ İNFAZLAR DAHİL..

DEMOKRASİYE GEÇTİK, AMA 10 YIL SONRA AYNI KAFA, DEMOKRAT PARTİ İKTİDARINI DEVİRDİ YAPTIĞI PİSLİKLERLE,
İĞRENÇLİKLERLE, YALANLARLA, İFTİRALARLA...

PADİŞAH GİTMİŞ DE DEMOKRASİ GELMİŞ MİŞ. YOK YA..

HAYATINDA TEK BİR KİŞİŞİ SİYASETEN İDAM ETTİRMEMİŞ 2. ABDÜLHAMİTD KIZIL SULTAN (ERMENİLERİN TAKTIĞI BU İSMİ BENİMSEYEN VATAN HAİNLERİNE YAZIKLAR OLSUN) EVET KIZILSULTAN, AMA YARGISIZ İNFAZCILAR DEMOKRAT ÖYLE Mİ?

HADE BE HERKESİ SERSEM, ALEMİ KÖR MÜ SANIRSINIZ SİZ.. DÜPEDÜZ DİKTATÖR KAFALI OLMALARINIZA RAĞMEN......

BİR DE UTANMADAN, O ZAMANIN GEREĞİ İDİ DİKTATÜRLÜK YAPMAK DİYE DE UTANMADAN BAHANE ATIYORSUNUZ ORTAYA. NE GÜZEL SAVUNMA...MART KEDİLERİ GİBİ...

ZAMANIN GEREĞİ PADİŞAHLIK VARDI. NİYE PADİŞALIĞI YIKTINIZ, YANİ DİKTA PADİŞAH GİTTİ, AMA ZAMANIN GEREĞİ BİZİM DİKTAMIZ MEŞRU OLDU. ONU MU SÖYLEMEK İSTİYORSUNUZ..

DEVLET MEMURLARININ HEPSİNİ CHP YE ÜYE YAPTINIZ, VALİLER CHP İL TEŞKİLATININ BAŞKANI İDİLER, YANİ BÜTÜN BÜROKRASİ DOLAYISIYLA DEVLET, CHP Lİ TA 1950 YILINA KADAR. İSMET İNÖNÜ DEMOKRASİYİ KURMUŞ. DEVRİLECEĞİNE EN KÜÇÜK BİR İHTİMAL VERMEDEN, SONRA DA KIŞKIRTMALARIYLA DARBE YAPTIRTTI. KENDİ ÖZÜNE DÖNDÜ...

BU NASIL BİR DEMOKRASİ OLUYORDU, CİCİ DEMOKRASİ ELBETTE...ALIŞMIŞSINIZ SİZLER ZATEN BÖYLE CİCİ DEMOKRASİLERE....YETER Kİ DARBELER SONUCUNDA İKTİDARA GELİN...

VE BİR DE UTANMADAN, DEVLET BATIYORMUŞDA DEVLETİ KURTARMIŞSINIZ PALAVRALARIYLA, MİLLETE YUTTURMAĞA KALKTINIZ HER YAPILAN DARBEDEN SONRA, HER YAPILAN BU DARBEDEN SONRA İKTİDARA BELEŞTEN GELDİKTEN SONRA..

SONRA SİZLER HALA NE YÜZLE 28 ŞUBATTAN SONRA İKTİDARA HALA İKTİDARA TALİP OLUYORSUNUZ Kİ:

28 ŞUBATTAN SONRA BELEŞTEN İKTİDARA GELDİĞİNİZDE, BANKALARIN SAHİPLERİNCE İÇLERİNİN BOŞALTILMASINI ENGELLEYEMEYİP 300 MİLYAR DOLARI, HIRSIZ BANKA SAHİPLERİNİN BU MİLETİN SIRTINA YÜKLEMESİNE SEYİRCİ KALDINIZ.....(EN BAŞTA DA MASON DEMİRELİN HIRSIZ YEĞENİ YAHYA OLMAK ÜZERE)
DEVLETİ YAPTIĞINIZ SÜPER BECERİKSİZLİKLERLE BATIRDINIZ İFLAS ETTİRDİNİZ VE GÖSTERİŞ OLARAK SÖZDE AMERİKA DÜŞMANLIĞI YAPARKEN, AMERİKANINI İMF SİNİN, MANDA VE MÜSTEMLEKE VALİSİNE İFLAS ETTİRDİĞNZ DEVLETİ TESLİM ETTİNİZ...

DE HANGİ YÜZLE ŞİMDİ TEKRAR İKTİDARA SAHİP OLUYORSUNUZ, SİZİN AÇTIĞINIZ BÜTÜN YARALARI KAPATAN VE TÜRKİYEYİ DÜNYADA SAYGIN HALE GETİREN AKP YE SATAŞIYORSUNUZ. YEMEZLER, YEMEZLER...

ŞUNU DA İLAVE EDEYİM Kİ, 28 ŞUBATI GERÇEKLEŞTİREN SİZLER OLDUĞUNUZ HALDE NASIL, 28 ŞUBAT AKP Yİ DOĞURDU
DİYEBİLİYORSUNUZ PİŞKİN PİŞKİN.....LAFLARLA, PALAVRALARLA DARBESİZ İKTİDAR OLUNMUYOR BEYLER, BU BAKIMDAN HEPİNİZE GEÇMİŞ OLA.....
bostancı
Fransa'da ilk turun galibi sosyalist aday
Son güncelleme: 23 NİSAN 2012 - TSİ 08:19
Facebook Twitter Bu sayfayı arkadaşıma gönder Yazıcı için .
Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turun galibi Sosyalistlerin adayı François Hollande oldu.

İlgili HaberlerFransa seçimlerinde Sosyalist aday Hollande öndeFransa'da seçim kampanyasında son saatlerFransız seçimlerinde Sarkozy karşıtlığı etkisiDevamı için tıklayın
Hollande oyların yüzde 28,6'sını, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de yüzde 27.1'ini aldı.

Her iki aday, 6 Mayıs'ta yapılacak ikinci turda yarışacak.

Aşırı sağcı aday Marine Le Pen oyların yüzde 18'ini alarak üçüncülüğü elde ederken, Komünist Parti'nin desteklediği solcu aday Jean-Luc Melenchon ise oyların yüzde 12'sini aldı.

Melenchon, seçmenlerine ikinci turda oylarını Hollande'a vermeleri çağrısında bulundu.

1958'de Beşinci Cumhuriyet'in ilanından bu yana Fransa'da ilk kez görevdeki bir cumhurbaşkanı ilk turu kazanamadı.

Aşırı sağ güç kazandıSeçimlerde katılımın da öncekilerle karşılaştırıldığında yüksek olduğu, yüzde 80 civarında gerçekleştiği bildirildi.

Göçmen karşıtı Ulusal Cephe'nin lideri Le Pen de partisinin oylarını arttırarak çıktı.

Babası Jean-Marie Le Pen 2002 seçimlerinde yüzde 16 oy almıştı.

Marine Le Pen, aldıkları oyun başarı olduğunu kaydederek, ''şimdi artık sola karşı tek muhalefet kaldıklarını'' söyledi.

Merkezdeki oyları hedefleyerek aday olan François Bayrou, 2007'de elde ettiği yüzde 18 oyun ancak yarısını alabildi.

Kampanyanın odağında ekonominin yer aldığı seçim kampanyasında ücretler, emekli maaşları, vergi ve işsizlik seçmenlerin öncelikli kaygıları arasında yer alıyor.

Hollande Sarkozy'nin ekonomisini ağır şekilde eleştirirken, dev şirketlerin ve yılda 1 milyon eurodan fazla kazananların ödedikleri vergiyi arttırma vaadinde bulunuyor.

Hollande ayrıca asgari ücreti arttırma, bazı sektörlerde emeklilik yaşını 62'den 60'a düşürme ve 60 bin ek öğretmen istihdam etme sözü verdi.

Eğer Hollande seçilirse, 1981-1995 yılları arasında görev yapan François Mitterand'dan bu yana ülkeyi yöneten ilk sosyalist cumhurbaşkanı olacak.

Sarkozy kaybederse de, Valeri Giscard d'Estaing'in seçim kaybettiği 1981'den bu yana ikinci dönemde görev yapamayan ilk cumhurbaşkanı olacak.

Fransa'da Haziran ayında da parlamento seçimleri yapılacak.


HALA BU P.ST A OY VEREN MİLLETE BAK...
KESİN OLARAK BİLİNSİN Kİ BU YAHUDİ SORHOŞKİ, PORNO ARTİSTİ BURUNO NUN BYNZLU KOCASI, TÜRKİYE ALEYHİNDE O ÇIKIŞINI KASITLI OLARAK YAPTI BU ANGŞ MİLLETİNDEN OY ALMAK İÇİN VE DE TUTTURDU MAALESEF.. YOKSA FRANSIZ MİLLETİ BUNA OY VERMEZDİ, SIRF TÜRKLERE SALDIRDIĞI İÇİN OY VERDİLER BU GVTA..
NE ÇABUK UNUTTUNUZ U.LA KRALINIZI ŞARLKEN'İN ELİNDEN OSMANLININ KURTARDIĞINI BE EZİK PEZOLAR..
BYNZLU SARKOŞİNİN DE SİZİN DE.......
bostancı
Mısır'dan İsrail'e doğalgaz darbesi

Son güncelleme: 23 NİSAN 2012 - TSİ 03:13
Facebook Twitter Bu sayfayı arkadaşıma gönder Yazıcı için .Mısır'da yetkililer, İsrail'e doğalgaz sevkine ilişkin anlaşmayı iptal ettiklerini açıkladı.

İsrail elektrik üretiminde kullandığı doğalgazın yüzde 40'ını Mısır'dan karşılıyor.

İlgili KonularOrta Doğu, EkonomiMısır'ın açıklaması, doğalgaz boru hattının ardarda sabotajlara hedef olması nedeniyle sevkiyatın darbe almasını izliyor.

İsrail Maliye Bakanı Yuval Steinitz, Kahire'nin adımının ''büyük bir kaygı'' yarattığını ve iki ülke arasındaki barış anlaşmasını gölgelediğini söyledi.

Mısır, 1979'da İsrail'le barış anlaşması imzalayan ilk Orta Doğu ülkesi.

Doğalgaz sevkiyatı da iki ülke arasındaki anlaşmanın kilit unsurlarından biri.

BBC'nin Kahire'deki muhabiri Jon Leyne, doğalgaz anlaşmasının ülkede ciddi tepki gördüğünü, eski Devlet Başkanı Mübarek'in de doğalgazı çok ucuza satmakla suçlandığını aktarıyor.

İsrail ise doğalgaz için ödediği fiyatın uygun olduğunu savunuyor.

Mısır Doğal Gaz Şirketi yaptığı açıklamada sözleşmeye aykırı davranıldığı gerekçesiyle sevkiyatın sona erdiğini duyurdu.

Doğalgazın alıcısı olan İsrail şirketi ise, Mısır'ın anlaşmayı sona erdirme girişiminin yasadışı ve kötü niyetli olduğunu savunarak Kahire'ye bu girişimi geri alması çağrısında bulundu.

Şirket, boru hattının Sana Çölü'nden geçen bölümünde düzenlenen saldırılar nedeniyle sevkiyatta yaşanan kesintiden uğradığı zararın tazmini için Uluslararası Tahkim'e başvurmuştu.

Son bir yılda boru hattını hedef alan saldırıların sayısının 14 olduğu bildirildi.


İSRAİL AKILSIZI, İŞİNİ GÖRDÜKTEN SONRA MUBÜREK ADAMI YIKTIN, AMA HESAPLARIN ÇARŞIYA UYMADI..
BUNDAN SONRA AL AŞAĞI ETTİĞİN MÜSLAMAN DEVLETLERİN HİÇ BİRİSİ SANA YÜZ VERMEYECEKTİR BİLESİN.

MESALA BİR YAHUDİ OLAN KADDAFİ GİBİ BİR KUKLA DAHA NEREDE BULACAKSIN..??

ZATEN KENDİNİ AKILLI SANAN, AKILLI OLMAYAN BİR MİLLETSİN..TARİH BOYUNCA KÖTÜ DÜŞÜNCELERİNDEN, YAPTIĞIN KÖTÜ İŞLERİNDEN DOLAYI DÜNYADA SENİ DIŞMAYAN MİLLET KALMADI. ŞİMDİLERDE SİNSİ SİNSİ, MASON LOCALARINI DA KULLANARAK, BİRİKTİRDİĞİN O PARALAR DA SENİ KURTARAMAYACAK.

BİR DÜĞMEYE BASILDIĞINDA DÜNYADAKİ BÜTÜN PARALARINA AMBORGA KONULACAK VE ERTESİ GÜNÜ CIBIL KALACAKSIN. HADE BAKALIM PARANIN EFENDİLİĞİ KAÇ PARA EDİYORMUŞ GÖR BE MERHAMETSİZLER...
bostancı
Mısır'dan İsrail'e doğalgaz darbesi

Son güncelleme: 23 NİSAN 2012 - TSİ 03:13
Facebook Twitter Bu sayfayı arkadaşıma gönder Yazıcı için .Mısır'da yetkililer, İsrail'e doğalgaz sevkine ilişkin anlaşmayı iptal ettiklerini açıkladı.

İsrail elektrik üretiminde kullandığı doğalgazın yüzde 40'ını Mısır'dan karşılıyor.

İlgili KonularOrta Doğu, EkonomiMısır'ın açıklaması, doğalgaz boru hattının ardarda sabotajlara hedef olması nedeniyle sevkiyatın darbe almasını izliyor.

İsrail Maliye Bakanı Yuval Steinitz, Kahire'nin adımının ''büyük bir kaygı'' yarattığını ve iki ülke arasındaki barış anlaşmasını gölgelediğini söyledi.

Mısır, 1979'da İsrail'le barış anlaşması imzalayan ilk Orta Doğu ülkesi.

Doğalgaz sevkiyatı da iki ülke arasındaki anlaşmanın kilit unsurlarından biri.

BBC'nin Kahire'deki muhabiri Jon Leyne, doğalgaz anlaşmasının ülkede ciddi tepki gördüğünü, eski Devlet Başkanı Mübarek'in de doğalgazı çok ucuza satmakla suçlandığını aktarıyor.

İsrail ise doğalgaz için ödediği fiyatın uygun olduğunu savunuyor.

Mısır Doğal Gaz Şirketi yaptığı açıklamada sözleşmeye aykırı davranıldığı gerekçesiyle sevkiyatın sona erdiğini duyurdu.

Doğalgazın alıcısı olan İsrail şirketi ise, Mısır'ın anlaşmayı sona erdirme girişiminin yasadışı ve kötü niyetli olduğunu savunarak Kahire'ye bu girişimi geri alması çağrısında bulundu.

Şirket, boru hattının Sana Çölü'nden geçen bölümünde düzenlenen saldırılar nedeniyle sevkiyatta yaşanan kesintiden uğradığı zararın tazmini için Uluslararası Tahkim'e başvurmuştu.

Son bir yılda boru hattını hedef alan saldırıların sayısının 14 olduğu bildirildi.


İSRAİL AKILSIZI, İŞİNİ GÖRDÜKTEN SONRA MUBÜREK ADAMI YIKTIN, AMA HESAPLARIN ÇARŞIYA UYMADI..
BUNDAN SONRA AL AŞAĞI ETTİĞİN MÜSLAMAN DEVLETLERİN HİÇ BİRİSİ SANA YÜZ VERMEYECEKTİR BİLESİN.

MESALA BİR YAHUDİ OLAN KADDAFİ GİBİ BİR KUKLA DAHA NEREDE BULACAKSIN..??

ZATEN KENDİNİ AKILLI SANAN, AKILLI OLMAYAN BİR MİLLETSİN..TARİH BOYUNCA KÖTÜ DÜŞÜNCELERİNDEN, YAPTIĞIN KÖTÜ İŞLERİNDEN DOLAYI DÜNYADA SENİ DIŞMAYAN MİLLET KALMADI. ŞİMDİLERDE SİNSİ SİNSİ, MASON LOCALARINI DA KULLANARAK, BİRİKTİRDİĞİN O PARALAR DA SENİ KURTARAMAYACAK.

BİR DÜĞMEYE BASILDIĞINDA DÜNYADAKİ BÜTÜN PARALARINA AMBORGA KONULACAK VE ERTESİ GÜNÜ CIBIL KALACAKSIN. HADE BAKALIM PARANIN EFENDİLİĞİ KAÇ PARA EDİYORMUŞ GÖR BE MERHAMETSİZLER...
bostancı
IMF'den Avrupa'ya reform çağrısı

Uluslararası Para Fonu IMF, Euro Bölgesi'ne mali piyasalarda güven sağlanması için cesur reformlar yapılması çağrısında bulundu.

İlgili Haberlerİngiltere'ye IMF'den ek katkı baskısı IMF küresel büyüme tahminlerini yükselttiJaponya'dan IMF'ye yardımİlgili KonularEkonomiKuruluşun yönetim konseyinden yapılan yazılı açıklamada, 17 üyeli Euro bölgesi'nde güveni ve ekonomik büyümeyi arttırmak için büyük yapısal reformlara girişilmesi gerektiği belirtildi.

Açıklamada, "Euro Bölgesi'nde borçların sürdürülebilirliği alanında devam eden ilerleme, mali istikrar sağlama ve cesur yapısal reformlar uygulamak güven ve üretkenliği arttırmak için hayati önemde" denildi.

Washington'da yapılan IMF-Dünya Bankası Bahar Toplantıları'nda IMF, bazı üye ülkelerin katkısıyla borç verme kapasitesini 430 milyar dolara yükseltti.

ABD söz konusu ek fonlara katkıda bulunmadı.

Bazı kalkınmakta olan ülkeler, fonun sadece Avrupa için kullanılacağına dair kaygıları bulunduğunu ifade etti.

IMF Başkanı Christine Lagarde ise , bu paranın hepsinin Euro Bölgesi için ayrılmadığını vurguladı.

Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schauble de, Euro Bölgesi'nin değişiklikler yapmak için çok çalıştığını söyledi.

Schauble, "Bu çalışmalara, istihdam piyasaları, sosyal güvenlik sistemleri, kamu yönetimleri ve mali piyasa kurumları da dahil" dedi.


EY AB ÜLKELERİNİN EORU CULARI. BIRAKIN BU IMF Yİ DE AKP DEN AKIL ALIN.
ÇÜNKÜ O KADAR AKILLI GEÇİNMENİZE RAĞMEN, BATTINIZ. Kİ DAHA DA BETER OLASINIZ DERİM BÜTÜN KALBİMLE..
GENE DE AKP DEN AKIL ALIN SİZ. BIRAKIN BİR YAHUDİ KURULUŞU OLAN IMF GİBİ KURULUŞLARDAN AKIL ALMANIN YAKASINI..
BİZ AB YE GİRMİYORUZ. İFLAS EDEN SİZLER GİBİ DEVLETLERİN ARASINDA BİZİM NE İŞİMİZ VAR.
AB YE GİRDİĞİMİZ GÜN TÜRKİYENİN İPİNİ ÇEKER BU SYSZLAR..AMAN AMAN, AB DİYE BİR ŞEY TANIMIYORUZ BİZ..
HADE BAŞKA KAPIYA....
bostancı
ŞENGÖR'ÜN PES DEDİRTEN REZİLLİKLERİ

¥ “Ben Allah'a inanmıyorum. Her şey tesadüf” diyerek Evrim Teorisi'ni savundu.
¥ 27 Mayıs darbesini sahiplenen ve üniversitelerde başörtüsü serbestliğine karşı çıkan Şengör, “27 Mayıs'ı üniversiteler yaptı. Yasal olarak kabul edilse bile türban kabul edilemez. Üniversitelerin huzuru bozuluyor. Türbanı taktın mı şeriat istiyorum demektir” dedi.
¥ “Ben çok mutluyum 60 darbesi yapıldığı için. Kangren olan bacak kesilir. Biz ailecek pek memnunduk darbeden.”
¥ “Türkiye'de üç üniversite vardır: Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları.”
¥ “Bugüne kadar hiçbir general veya amiralle oturduğum yerde konuşmadım; aradığım zaman ayakta ararım, onlardan telefon geldiğinde ayağa kalkarım. ‘Rahat' deseler bile oturmuyorum. Çünkü ‘otur' değil, ‘rahat' diyor.”
¥ “Kimle konuşsak, ‘Canım asker daha ne bekliyor?' diyor. Şimdi de öyle. Bu askerin görevi mi? Ordu gayet tabii ki darbe yapabilir. Niye yapmasın? Ordunun görevi memleketi korumaktır.”
¥ İlerlemiş yaşına rağmen hala porno izlediğini, 19 yaşındaki ilk porno deneyiminin ise çok hoşuna gittiğini söyleyen Şengör, ‘porno siteleri ve filmlerinin insanlar için son derece faydalı olduğunu' savunmuştu.


ALLAH'A İNANMADIN DA ALLAH'IN DA UMURUNDAYDI..
ZIBARMA ANINDA, ALLAH'I İNKAR EDENLERİN HEPSİ AMAN YARABBİM DİYE FERYAT ETMİŞLERDİR..
SON PİŞMANLIK KABUL EDİLMİYOR BİLMEN GEREK BE CENABET DOLAŞAN ADAM...
bostancı
İran: Irak İle İttifak Kurmamız Gerekiyor

İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rihaimi, bu sözleri Tahran'da bulunan Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile görüşmesinde dile getirdi.
Yazı Boyutu: 12 14 16




MÜTHİŞ BULUŞ. İNGİLİZCE KONUŞMAYAN KALMAYACAK. NASIL MI? TIKLAYIN!

Irak Başbakanı Maliki, Tahran'daki temaslarının ikinci gününde, Rihaimi'nin yanısıra İran'ın dini lideri Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Parlamento Başkanı Ali Larijani ile görüştü.

Riahimi, Irak ile İran arasında özel bağlar olduğunu belirterek, her iki ülkenin de uluslararası komplolara maruz kaldığını iddia etti.

Hamaney de Maliki'ye, Irak'ın bölgede gün geçtikçe artan gücünden büyük memnuniyet duyduklarını söyledi.

Benzer açıklama İran'ın başmüzakerecisi Said Celili ile Irak ulusal güvenlik danışmanı arasındaki görüşmede de yapıldı. Celili, Irak ile İran arasındaki stratejik işbirliğinin, bölge barışı ve istikrarı için hayati önem taşıdığını belirtti, bu stratejik işbirliğinin geliştirilmesi çağrısında bulundu.

Maliki'nin Tahran temasları sırasında, iki ülke arasında ticari işbirliğinin artırılması konusunda anlaşmalar imzalandı. Anlaşmalardan biri iki ülkeyi biribirine bağlayan demiryolu inşasını, bir diğeri ise petrol ve havacılık sektörlerinde işbirliğini öngörüyor.


DÜNYA Şİİ BİRLİĞİNİ KURACAKLAR AKILLARI SIRA.. laugh.gif laugh.gif laugh.gif
SİZ TARİHTE DE, ANADOLUYU Şİİ YAPMAK İSTEDİNİZ, AMA ALMIŞTINIZ BOYUNUZUN ÖLÇÜSÜNE....
bostancı
kılıdaroğlu isimli kişinin, şimdiye kadar ortaya attığı palavralar, iftiralar yetmedi, şimdi de hiç utanmadan kendisi hırsızlık yaptığı gerekçesiyle mahkemeye verilmesine rağmen, s.ıkılmadan akp lilere hırsız diyor hırsızın büyüğü kendinini olduğu mahkeme dosyasında söylendiği halde.
utanması yoktur. bacak kadar boyuyla aklınca politika yapıyor.
bunun peşinden gidenlerin bu kişiyi tekrar gözden geçirmelerini salık veririm...
bostancı

Peres'ten Tarihi 'Filistin' İtirafı

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, ülkesinin Filistin lilerle tarihi bir barış anlaşması yapmak için fırsatları kaçırdığını söyledi.

İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesine konuşan Peres, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın insanın malını emanet edebileceği değerli bir ortak olduğunu belirterek, görüşmelerin çıkmaza girmesinden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu sorumlu tuttu.

Peres, Netanyahu'nun müzakerelere inanmadığını kaydetti.

Şimon Peres, her şeye rağmen gelecek birkaç yıl içinde İsrail ile Filistinlilerin anlaşmaya varması için hala bir şans olduğunu ifade etti.


israilde bugün müslüman kanı akıtmaktan büyük bir zevk alan çoğu sokak çapulcularından toplanmış, dişlerinden kan damlayan vampir bir iktidar var.
çoğu kan içici israil milleti de bu rezilleri kasıtlı ve bilerek iktara getirdi..
her şeyin bir cezası vardır. kimsenin yanına kalmaz yaptıkları...
bostancı
Ligden çekilmeyeceğiz

Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Bordo-mavili kulübün ligden çekilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.
Yazı Boyutu: 12 14 16




MÜTHİŞ BULUŞ. İNGİLİZCE KONUŞMAYAN KALMAYACAK. NASIL MI? TIKLAYIN!

Basında yer alan konular ile ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Etik Kurulu'nda her şeyin Fenerbahçe'nin lehine işlediğini ifade eden Şener, "Fenerbahçe'yi nasıl kurtarırız" diye uğraştıklarını belirterek, bu olayda Trabzonspor'un yalnız kaldığını söyledi.

Kulüpler Birliği Toplantısına katılacak olan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Trabzonspor'un ligden çekilecek şeklinde ortaya atılan iddialara açıklık getirdi. Trabzonspor'un ligden çekilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını dile getiren Şener, "Böyle bir şey yok bunu nerden uyduruyorlar. Ligden çekilme gibi bir durum söz konusu değil böyle bir şey olmaz" dedi.

Şener, Etik Kurulu'nda her şeyin Fenerbahçe'nin lehine işlediğini belirterek, "Fenerbahçe'yi nasıl kurtarırız diye uğraşıyorlar. Trabzonspor bu olayda yalnız kaldı. Trabzon'da Sivil Toplum Kuruluşları (STK) yapacağı toplantıya bende katılacağım. Fikir alış-verişinde bulunacağız. Bundan sonra izlenecek yol haritası üzerinde durarak neler yapmaları gerektiği konusunda ortaya atılacak fikirleri değerlendireceğiz" şeklinde konuştu.



ULUSAL MEDYANIN %90 I BELGELERLE, ŞAHİTLERLE FENERBAHÇENİN ŞİKE YAPTIĞINI BİLDİKLERİ HALDE ÖYLE BİR HALE GETİRDİLER İŞİ Kİ, DERSİN F.BAHÇE MAĞDUR EDİLMİŞ...
FEDERASYON DA BU İŞE ALET OLMUŞ MAALESEF...

PEKİ ŞİKE YAPMAMIŞSA F.BAHÇE, O ZAMAN AZİZ YILDIRIM VE DE F.BAHÇENİN DİĞER YETKİLİLERİ HALA NEDEN İÇERİDE.

YANİ, TARAFLI MEDYA, İŞLERİ HUKUK UZMANLIĞI OLAN SAVCILARDAN, HAKİMLERDEN ÇOK DAHA MI İYİ BİLİYORLAR
HUKUKİ DURUMU.

YAZIKLAR OLSUN...

bostancı
UEFA F.BAHÇENİN, ELDEKİ DELİLLERE GÖRE (Kİ BUNU ANLAMAYACAK KİMSE YOKTUR DÜNYADA) ŞAMPİYONLAR LİGİNE TRABZONSPORUN GÖNDERİLMESİNİ İSTİYOR FEDERASYONDAN.

FEDERASYON DA ŞAMPİYONLAR KULÜBÜNE SEN GİT ŞAMPİYON UNVANIYLA ELEMESİZ OLARAK TÜRKİYEYİ TEMSİL ET DİYOR TRABZONSPOR, [size="4"][/size]AMA LİG ŞAMPİYONU OLARAK FENERBAHÇEYİ TESCİL EDİYOR ÇABUK ÇABUK..HANİ DERLER YA BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU DİYE, BU DURUM NE PERHİZE NE LAHANA TURŞUSUNA BENZİYOR, BU YAPTIKLARI BÜTÜN TÜRKİYEYİ APTAL YERİNE KOYMAK TURŞUSUNDAN BAŞKA HİÇ BİR ŞEY DEĞİLDİR..


BÖYLE BİR TERBİYESİZLİK VE DE SAYGISIZLIK OLMAZ...YUH BE...
3yorumcun4
Mustafa Kemal camiyi ahır yaptı, öyle mi?
Başbakan açıkladı:

Camiyi ahır yaptılar.”

Nerede?
İzmir Seferihisar’da.
Ne zaman?
1936’da.
Atatürk zamanında mı?
Atatürk zamanında.
Kanıt?
Belge gösterdi.
20 Nisan 1936 tarihli.
Cumhuriyet gazetesi.
Bu ne insafsızlık, Seferihisar’da tarihi cami ahır yapılmış” başlıklı haberin kupürü.

O caminin bulunduğu köyün ismi, Düzce... Küçücük, yemyeşil, şirin bi köydür. Eski adı, Hereke’ydi. Heraklia antik kentinin üzerine kurulduğu rivayet edilir, ismi ordan gelirdi. Osmanlı döneminde nüfusunun yüzde 60’ı 70’i Rum’du. İşgal sırasında neredeyse hiç Türk kalmadı. Sene 1922, hoş gelişler ola, Yunan denize döküldü, Seferihisar kurtuldu. Ufak ufak göç ettik, yeniden yerleşmeye başladık. Harabeydi. Galiba 60’lı yıllarda, adını Düzce yaptık. Sit alanıdır.

Şimdiiii... Gelelim belgeye.

20 Nisan 1936 tarihli, Cumhuriyet gazetesinde “Bu ne insafsızlık, Seferihisar’da tarihi cami ahır yapılmış” başlıklı haber var mı?
Var.
Peki haberin içinde ne yazıyor?
Şu yazıyor...

“Seferihisar’ın Hereke Köyü’nde bir cami tahrip edilmiş ve ahır haline getirilmiştir. Müze müdürü, tahkikat yapmıştır. Verdiği malumata göre, kütüphane ve medresesi vardır. Kütüphanesinden eser kalmamıştır. Evren oğullarından Kasım tarafından inşa ettirilmiştir. Üstündeki Arapça yazıya göre, 641 yıllık olduğu anlaşılmıştır. Osmanlı-Türk stilindedir. Tahribata rağmen, geriye kalan kısmı muhafaza edilirse, kıymettir.”

Yani?
Camiyi ahır haline getiren, CHP değil, işgal sırasındaki vandallıktı. Türk nüfusun seneler süren yokluğunda, caminin insafsızca ahır haline getirildiğini tespit eden ve bu bilgiyi Cumhuriyet gazetesine veren, bizzat, CHP’nin İzmir Müze Müdürü’ydü.

(Antik bölge olduğu için, Müze Müdürü tarafından tespit edildi... Cami ibadete açık olsaydı, 1936’da ahır yapılsaydı, teee 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tespit edilirdi. Diyanet’in haberi bile yoktu, çünkü, senelerdir cami olarak kullanılmıyordu, ibadete kapalıydı. O nedenle, arkeolojik sayım yapan Müze Müdürü tarafından bulundu.)
(Kaldı ki, İzmir’de camiyi ahır yaptılar dedikleri dönemde... Diyanet İşleri Başkanı olan, Börekçizade Mehmet Rifat Efendi “İzmir paye-i mücerridi” unvanını taşıyordu.)

Bu sonuca nereden varıyorsun derseniz... 1936’da CHP tarafından ahır haline getirildiği iddia edilen o köydeki camiyi, 1936’da, bizzat CHP cami yaptı da, oradan varıyorum!

Kasım Çelebi Camii...
Metruk halde bulundu. Sadece antik ören yerlerinden araklanarak monte edilen sütun duvarı ayaktaydı. Revakları temizlendi. Minaresi onarıldı. İbadete açıldı. İnanmayan, zahmet edip Düzce Köyü’ne gitsin namaz kılsın, öyküsünü ahaliye sorsun.

Üstelik.

Kupürün başlığını gösterip, içinde ne yazdığını anlatmayan iktidarlar, Menderes’ten Demirel’den beri “İzmir’de tarihi camiyi ahır yaptılar” sakızını çiğniyor ama...
İzmir Seferihisar’daki o tarihi caminin tarihi medresesini yeniden açmak da CHP’ye nasip oluyor!

Seçimi ezici üstünlükle kazanan CHP’li Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP tarafından ibadete açılmasına rağmen, CHP tarafından ahır yaptırıldı denilen Kasım Çelebi Camii’nin medresesini restore ettiriyor. Proje hazırlandı, Anıtlar Kurulu’na sunuldu, kabul edildi, kaynak tahsis edilmesi için İl Özel İdaresi’ne başvuruldu, bugün yarın inşaatına başlanacak.

Dolayısıyla...
Söz konusu kupürün sadece “bu ne insafsızlık” tarafı doğrudur.

Mustafa Kemal Atatürk’ü camiyi ahır yaptıran kişi olarak göstermek...
Hakikaten insafsızlıktır.
bostancı
Kendi gazetelerini bile isyan ettirenler, o haber çıkmasaydı yaptırmazlardı o camiyi.
el çabukluğu ile aklanacaklar ya...
ne uyanık adamlardır bu arkadaşlar, ne uyanık..
ayasofya yı, tekrar gelen hristiyanların ibadetlerine açanlardır bunlar.
gidin ayasofyaya bakın, haç çıkartmayan, hristiyanca ibadet etmeyen hristiyan pek bulamazsınız.
bu misal yeter, kendilerini savunmak isteyenlere...
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2014 Invision Power Services, Inc.